"Şuradaki kıza sorsak nasıl olur?"
Asaf önce küçük kıza ardından arkasındaki kadın topluluğuna baktı.
"Bu toplanma normal bir şeye kesinlikle benzemiyor." Diyerek hızlı adımlarla yanlarına doğru ilerledi. Meryem de onu takip ederek arkasından koşturdu.
"Hayırdır nereye böyle?" Asaf küçük kızı es geçerek: daha doğrusu Meryem'e bırakarak arkadaki kadına yöneldi.
"Söyle bakalım bacı nereye gidersiniz?"
Meryem bunu değerlendirerek küçük kızın boyuna kadar eğildi. Bir eliyle kızın elinden tuttu. Küçük kız hiç irkilmedi bu davranışından. Nedense güvenmişti bu ablaya. Bu yüzden daha kendisi sormadan lafa atlayıverdi.
"Askerleri kurtaracağız abla!" Meryem biraz tebessüm etti bu lafa. "Nerede bakalım o askerler?" Kız eliyle arkalarındaki bir yeri işaret etti. "İki taneler ama ben biliyorum onlar aslında çoklar." Meryem kaşlarını çattı hafiften. "Sadece iki asker mi?" Kız başını salladı. "Evet."
İki asker? Akif'le Taha mıydı? Diğerleri neredeydi?
Meryem düşünceli bir şekilde başıyla onayladı. "İsmin ne bakalım senin?" Küçük kız gururlu bir şekilde gülümsedi. "Ayşe ama bana Kınalı derler abla. Sen de öyle söyle olur mu?." Meryem bu masumane isteği elbette geri çevirmedi.
"Pekala Kınalı, bizi oraya götürür müsün?"
"..."
Taha boynundan çekilerek geriye doğru sendeledi. Az önce baygın olan adam bu kadar çabuk kalkmış olamazdı. Ayrıca bu daha kuvvetli bir güçtü. Kesinlikle bir başkasıydı. Peki nereden girmişti? Nasıl gelmişti? En başından beri burada mıydı?
Daha aklındaki düşünceleri yenememişti ki üç kişi daha içeriye dalıverdi.
Taha kendi boğazını kurtarmak için çırpınırken adamla beraber az önce küçük kızın girdiği odaya doğru savruldular. Taha kızın içeride olduğunu bildiğinden kapıya doğru değil de evin camına doğru hamleler yapıyordu. Cama yaklaştığında Aram'ın görüş açısına girmeyi başarmıştı.
"Komutanım görüşüm var! Ateş izni istiyorum! Görüşüm var! Yüzde altmış!"
Aram'ın kendinden emin sözleri Taha'nın kulaklarında yankılandı. Boğuşma esnasında ateş emri vermesi çok zordu. Özellikle daha Aram'ın yeteneklerinden bi haberken bunu yapması gerçekten zordu. Takımındakilere güveniyordu elbette ama bu kararın sonunda can vardı. Biraz bile olsa kaçırsa mesafeyi bitmişti hayatı. Eğer kendisi burada ölürse Akif yalnız kalacaktı.
Akif kendisinin şehit olduğunu görürse akıl sağlığını hemen toparlayamazdı.
Meryem? Meryem nasıl günler geçirirdi kendisi olmadan? Geceler boyu gözlerinin yaşları akacaktı ve Taha kalkıp o yaşları silemeyecekti. O yaraya merhem olamayacaktı.
"Komutanım izin istiyorum!"
Derin bir nefes aldı.
"Aram... ıskalarsan ç*künü keserim! Daha gençsin ona göre!"
Kafasını arkasındaki adamın başına vurdu. Ardından kendini öne doğru atarak gövdeleri arasına mesafe koydu. Bunu yapmadan hemen önce dudağından sorumluluğunu alması gerektiği şu cümle duyuldu.
"İzin verildi!"
"Güm!"
(Burada medyadaki şarkıyı açmanızı öneriyorum. Şarkı bitince başa sarabilir ya da kapatıp devam edebilirsiniz.)
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Roman d'amour053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
