Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
17. Umut ve Unut Yaprakları
"Sen, hangi biçare ruhun umudusun?"
***
İnsan, kaybetme korkusunu bir kez yaşayınca o histen bir daha asla kurtulamıyordu. Bir süre sonra her adımını, ince bir ipin üzerinde yürüyen bir cambazın dikkatiyle atmaya başlıyordu. Kaybettiği her şey için bir suçlu arıyor, o suçuysa genelde kendinde buluyordu.
Sezai de kaybetmişti.
Hem de defalarca kez kaybetmişti.
Bu işi yapmaya başladığı ilk gün, başına gelecekleri bilmeden, kendisine çok büyük bir söz vermişti. 'Tanıdığım, tanıyacağım ve tanımadığım bütün insanlara umut olucağım!' demişti.
Fakat hayat, içi sürprizlerle dolu bir kutu gibiydi. Sezai'nin hesaba katmadığı en büyük şey, belkide bu olmuştu.
Elbette ki umut olucağım dediği ve umut olduğu bir sürü insan olmuştu.
Fakat hayat, içinde her zaman iyilikleri barındırmazdı. İyiliklerin peşinden gelen kötülükleri, hesaba katamamıştı Sezai.
Kötülükler, iyilikleri kovalamaya başlamış ve çoğu zaman yakalamıştı.
Umut olamadığı bir sürü insan da olmuştu, Sezai'nin.
Defalarca kez, çalan telefonundan hastalarının intihar haberini almıştı.
Aldığı bütün intihar haberlerinin karşısında, soluğu hastane koridorlarında almıştı.
Kimsenin beklemediği ameliyathane köşelerinde, içindeki bitmek bilmeyen umutla, yeterince iyi tanımadığı insanlara dualar etmiş ve güzel bir haber alabilmek için saatlerce, yalnız başına o koridorlarda beklemişti.
Elbette ki intihar ettikten sonra kurtulup, pişman olan birçok hastası olmuştu, Sezai'nin.
Onlara umut olabilmişti, onları bir şekilde hayata bağlayabilmişti.
Fakat kötülükler, iyilikleri bir kez kovalamaya başlamıştı. Bu çetin savaş, ölene kadar bitmeyecek bir savaştı.
Bir süre sonra o hastane odalarından, kayıplarla çıkmaya başladı.
Odadan çıkan doktorların söyleyeceği şeylere kendisini her seferinde hazırlamıştı fakat bu hazırlık, hiçbir işine yaramamıştı.