Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
23. Labirent
"Ve sen yanımda olmadığın sürece, girdiğim bu labirentin içinde, çıkış yolunu asla bulamayacağımı düşünüyorum."
***
İnsan zihni, uzun ve karmaşık bir labirent gibiydi.
Düşüncelerin, duyguların ve hatıraların iç içe geçtiği bu labirentte dolaşmak, insana zaman zaman zorlu ve meşakkatli bir yol gibi gelirdi.
Yaşadığı her gün, zihninin içindeki labirentte farklı dönemeçler ve bilmecelerle karşılaşır, doğru yolu bulmak her zaman kolay gelmezdi insana.
Zaten her şey, o çıkmaz labirentin girişinde başlardı.
Her insanın zihnindeki labirentin girişi farklıydı ve içinden geçtiği yolculuğu belirleyen faktörlerde değişkenlik gösterirdi.
Bazen duyguların insanı yönlendirdiği, bazen de mantığın rehberliğinde insanın ilerlediği derin bir labirentti bu.
Zihnin derinliklerinde dolaşırken, bazen geçmişten gelen izlerle karşılaşırdı insan.
Geçmişte yaşadığı deneyimler, travmalar ve hatıralar, zihnin labirentinde insanı farklı yollara sevk eder ve çoğu zaman yanıltırdı.
Bu izleri takip etmek, çok zorlu bir mücadele gibi gözükebilirdi ve o zorlu mücadelenin içinde kaybolmak, zamanla kaçınılmaz bir hale gelebilirdi.
İnsan, o labirentin kendisine sadece kötülüğü getirdiğini düşünse bile, zihindeki o karmaşık labirentte dolaşmak, aslında insanın kendisini tanıması ve anlaması için büyük bir fırsat sunardı.
O labirentin içinde kaybolmak, kişinin kendi iç dünyasını keşfetmesine ve derinlemesine bir yolculuğa çıkmasına olanak tanırdı.
Bu yolculukta kendisine karşı dürüst olmak, korkularıyla yüzleşmek ve kendini olduğu gibi kabul etmek oldukça önemli olurdu.
Kenan'ın zihnide bir labirent gibiydi.
İçinde bir sürü duyguyu aynı anda yaşattığı, karmaşık bir labirent.
Çok iyi bildiği fakat içinde sürekli kaybolduğu bir labirent.
Her adım attığında, o labirentin içindeki daha önce tatmadığı yahut unuttuğu bir duyguyla karşı karşıya geliyordu.
Yoluna devam etmek istiyor fakat her seferinde bir duyguya takılıp, kalıyordu.
Umutsuzluk, öfke, üzüntü...
Hepsi çok güçlü duygulardı fakat hiçbir duygu, şuan içinde bulunduğu kaybetme korkusu kadar güçlü olamamıştı.
O korku bütün vücudunu sarmış ve onu boğmaya başlamıştı.