3.0

264 27 12
                                        

Draco tüy kalemini masaya bırakırken göğsündeki yoğun sızlama yüzünden derin bir nefes alıp verdi. Yanında oturan Pansy ona endişeli bir bakış atarken kıza yavaşça tebessüm etmekle yetindi.

Pansy başını yavaşça çevirdi. Yan masada oturan Blaise onları dikkatle izlerken sorun olmadığını belli etmek için omuz silkti. Ders bittiğinde ve öğrenciler toparlanmaya başladığında Pansy yanındaki sarışına döndü. "Keşke birkaç gün daha dinlenseydin. Hemen ders peşinde koşmaya gerek var mıydı?"

Draco yavaşça omuz silkti. "Yatmak boğuyor beni. Harry gittikçe gerginleşiyor zaten."

"Haklı." Pansy omuz silkti. "Çocuk seni kaç kere daha hastane kanadından toplamak zorunda?"

"Az kaldı." Draco eşyalarını topladı yavaşça. "Birkaç gün kaldı sadece."

Pansy Draco'nun çantasını alırken onu onaylamıştı. Regulus'un zehirlendiği, Draco'nun tedavi edildiği günden sonra neredeyse iki hafta geçmişti. Draco bu süre içinde iki üç güne bir, birkaç saatlik uykularla ayakta duruyordu. Lily ve Regulus onun için çeşitli iksirler hazırlıyor, onun için ellerinden geleni yapıyorlardı. "Ben yasak ormana doğru gideceğim." Draco itiraz etmeye hazırlanan kıza elini kaldırarak onu durdurdu. "Harry ile buluşacağız."

"Pekâlâ." Pansy gözlerini devirdi. "Bu olabilir. Blaise sana ormana kadar eşlik etsin, ben eşyalarımızı Hermione ve Ron'un yanına götürürüm." Draco'ya fikri sorulmazken Blaise bunu büyük bir sakinlikle kabul etmiş, arkadaşını kolunu tutarak sınıftan çıkartmıştı. "Çok abartıyorsunuz."

"Aynen biz abartıyoruz." Blaise göz devirdi. Draco'yu kalabalıkta kimseyle çarpışmasın diye arkasında tutarken dikkatle etrafa bakıyordu. "Harry haklı olabilir Draco, sen gerçekten bir cam bebeksin."

"Harry porselen bebek diyor."

"Arada bir fark göremedim."

Draco gözlerini devirdi. "Bana da bebek diyorsunuz ya." Blaise kendisini koridorda döndürürken göz devirdi. "Başka bir şey demiyorum."

"Herkese soğuk prens gibi davranıp Harry'e şebeklik yaparsan tabii ki bebek der."

"Ben şebeklik yapmıyorum."

Blaise dalga geçercesine gülerken arkadaşını kendisine çekmişti. "Aynen."

İkili en sonunda bahçeye çıkabildiklerinde hızlı hareketlerle yasak ormana doğru ilerlemişlerdi. "Ben devam ederim." Draco kedi yuvaları görüş açısına girdiğinde arkadaşına doğru dönerek gülümsedi. "Harry buralardadır."

"Olmaz." Blaise başını iki yana salladı. "Seni teslim etmeden dönersem Pansy beni ağaca asar."

Draco söylenmek için dudaklarını araladığında Blaise Draco'nun arkasına, yasak orman sınırına bakarak nefesini tutmuştu. "Siktir."

"Ne?" Draco hızla arkasını döndü. Önlerindeki ağacı kendisine siper almış, siyah tüyleri batmaya hazırlanan güneş ışınlarıyla parıldayan bir kurt vardı. Bir süredir aynı yere duruyor olmalıydı, hafifçe yağan kar tüylerinde beyaz beyaz parlıyordu. "Yok artık."

"Okul sınırlarında." Blaise yutkundu. "Bir kurt mu var?"

Draco mantıksızlık karşısında kaşlarını çattı. Kendilerini dikkatle izleyen hayvana doğru küçük bir adım atacağında Blaise kolunu uzatıp onu durdurmuştu. "Draco dikkat et."

"Blaise izin ver." Sarışın çocuk arkadaşının kolunu ittirdi. "Harry?"

Kurt beklediği bir işareti almış gibi başını hafifçe yere doğru eğdi. Hafif bir hırıltı duyulurken onlara doğru bir adım atmıştı. Blaise istemsizce tekrar Draco'ya uzanırken Draco ona engel olmuştu. "Harry olmalı, buluşma yerimizde bir kurt olmasının başka bir açıklaması yok."

Gris ÉmeraudeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin