Harry atkısını boynuna sıkıca dolarken kendisine laf atan Ron ile atışmakla meşguldü. "En azından boynumda Slytherin atkısıyla uyumuyorum Ronald!"
Ron arkadaşına göz devirdi. Evet Blaise atkısını ona verdiğinden beri, yaklaşık 24 saattir, atkıyı hiç çıkartmamıştı.
"Şöyle seslenme bana." Ronald insanlara samimi olmayı severdi, isimleri kısaltmayı ve isminin kısaltılmasını. Ama son zamanlarda Ronald denmesine kızmasının başka bir sebebi daha vardı, ona yalnızca Blaise öyle hitap ediyordu.
"Tamam tamam." Harry çantasını omzuna astı. "Çıkalım hadi."
İkili ortak salonda kendilerini bekleyen Hermonie ile buluşup onunla beraber Gryffindor kulesinden ayrıldılar.
Kar gün boyunca devam etmişti. Gece de yağmayı kesmediği için çocukların ayak bileklerinin fazlasıyla üstüne kadar geliyordu. Harry sakin gökyüzüne bir bakış attı. Babası geziyi çok uzatmamalarını, öğleden sonra tekrar bir kar yağışı geleceğini söylemişti.
Üç arkadaş kendilerini bekleyen Slytherinlere doğru ilerlediler. Harry kendisinden çok daha kalın giyinmiş olan sevgilisine bakarak küçük bir kahkaha attı. "Hava bu kadar soğuk değil Malfoy."
En az Draco kadar sıkı giyinmiş olan Antares yüzünü tamamen örten atkısının ardından homurdandı. "Götünüz donsun diye bu havada gezmeye gittiğinize ve bizim de size eşlik ettiğimize inanamıyorum."
Chris onu üslubu yüzünden azarlarken diğerleri göz devirmekle yetinmişti. Harry sevgilisinin deri eldivenli elini tutmakta zaman kaybetmezken Draco onu olabildiğince yakınında tutmuştu. "Kışı sevmemek için bir sebep daha."
"Neymiş o sebep?"
Draco yeşil gözlü çocuğun yalnızca gözlerinin açıkta kalmış haline gülümsedi. "Elini tutuyorum seni hissedemiyorum, yüzünü bile düzgün göremiyorum." Çocuk gibi homurdandı. "Çok fazla giysi var."
Harry küçük bir kahkaha atarken Draco'nun omzuna başını yaslamıştı. "Ve senin üzerinde çok çok fazla giysi var."
Her zamanki neşeleriyle hogsmeade sokaklarını gezmeye başlayan arkadaş grubu planlı olmasa da dakiklar içinde çiftler halinde ayrılmıştı.
Harry Draco'yu çok fazla dışarıda tutmamak isteyerek bulduğu her türlü dükkana girmiş, olabildiğince sıcak yerlerde tutmuştu onu. Draco tüy kalemlerle ilgilenen sevgilsini izlerken arkasındaki reyona sırtını yasladı. "Lina bugün babasına mektup gönderdi."
Harry kısa ve ilgili bir bakış attı sarışın çocuğa. "İyi yapmış, cevap geldiğinde hemen haber et bana olur mu?"
"Hm hm." Draco yaslandığı yerden yavaşça ayrılırken Harry'nin arkasından beline sarılmıştı. "Dün, Ravenclaw ile ortak dersiniz vardı."
"Evet." Harry onun kendisine sarılmasına izin vermek için kollarını biraz yukarıda tuttu. "Derste Snape çağırmış seni."
"Sen nereden biliyorsun?"
"Çocuklar konuşurken duydum." Draco omuz silkti. "Snape ve Potter düşmanlığı ilgi çekici bir konu. Herkes yine ne halt yediğin konusunda tartışıyordu."
Harry gözlerini devirdi. "Bir halt yemedim. Son zamanlarda yaptığım en ciddi şey seninle çıkmak."
"Ve Snape seni bu yüzden çağırdı." Draco kendinden emin bir şekilde başını salladı. "Babam çıktığımızı öğrenmese bu sözleşmeyi yapmazdı. Bana ulaşan olmadığına göre, Snape aracılığıyla seni tehdit mi etti?"
Aracılığıyla değildi belki ama Harry bunu saklaması gerektiğini biliyordu. "Tehdit değildi, biraz konuştuk sadece."
"Bana neden anlatmadın?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gris Émeraude
Fanfic{Drarry} "Sana ait olan seni bulur derler, beni bulman uzun zaman aldı." Harry'e göre hayatı oldukça iyi bir şekilde ilerliyordu. Her daim yanında olan büyük bir ailesi, aralarından su sızmayan bir arkadaş grubu ve çocukluğundan beri hayallerini sü...
