2.2

259 28 20
                                        

Draco gözlerini aralamaya çalışırken başında hissettiği keskin acıyla inledi. Çıkardığı ses etrafında birilerinin konuşmasıyla bölünürken sesleri ayırt edebiliyor fakat sahipleri tanıyamıyordu. "Uyandı!"

"Draco!"

"Açtı mı gözünü?"

"Dray, hayatım? Duyabiliyor musun bizi?"

Etrafındaki sesler yoğunlaşırken Draco kaçmak ister gibi kafasını çevirdi. Uyumak istiyordu, başı çok ağrıyordu. Bedeni çok yorgundu. O sırada bir şey anımsadı.

Harry.

Gözlerini aniden açtı. "Harry?" Konuşmaya çalışsa da kendi sesini duyamıyordu. Yattığı yerden kalkmaya çalıştı. Etrafı beyaz bir ışık tabelası halinde görürken ellerini tutulduğunu hissetti. Biri yüzüne dokunuyordu.

Harry'nin ellerinin sıcaklığı değildi hiçbiri. Kendini geriye çekti, dokunuşunu hissettiği yabancı ellerden kaçınmaya çalıştı.

Bir süre sonra beyaz ışık giderken etrafı görebilir, sesleri tanıyabilir olmuştu. Gözleri ilk erkek kardeşini buldu. Chris elini tutuyor, kızarmış gözlerle ona bakıyordu.

Sol tarafında Pansy vardı. Hemen arkasındaki Blaise korkuyla Draco'ya bakarken Pansy elini tutuyordu. Yüzünü çekiştirip duran kişinin Madam Pomfrey olduğunu gördü. "Dragon Lucius Malfoy? Beni duyabiliyor musun?"

Başını zorlukla hareket ettirdi. "Konuşmaya çalış Draco, kelimeleri kullan."

"Duy-duyabiliyorum madam." Sesi çok kısık olsa da konuşabiliyordu. "Ellerini sık Draco, hadi."

Pansy ve Chris'in ellerini tuttuğunun bilinciyle ellerini sıktı. "Çok güzel, peki bayılmadan önce ne olduğunu hatırlıyor musun?"

"Harry." Draco güçsüz bedeninin alarma geçtiğini hissetti. "Harry nerede?"

Madam Pomfrey onu cevapsız bıraktı. "Bu kaç?" Eliyle dört rakamını gösterirken Draco sertçe ellerini kendine çekti. Kadının gözüne sokmak üzere olduğu parmaklarını serçte iterken arkadaşlarına döndü. "Harry nerede?"

Açılan bir kapı sesinden sonra Hermione odaya girmişti. "Draco? Uyanmışsın."

"Harry nerede?" Hermione gözlerini kaçırdı. Draco yataktan kalkmak için yerinde doğrulurken kendisini engellemeye çalışan herkesi ittirdi. "Sana soruyorum Granger. Harry nerede?"

"Bilmiyorum." Hermione bakışlarını yerden çekti. "Kimse bilmiyor."

"Ne?" Draco yaşadığı baş dönmesini görmezden gelip tamamen ayağa kalktı. "Nasıl bilmiyor? Regulus'a gitmişti, babasına gitti." Endişeyle kapıya doğru gitti. "O biliyordur."

Hermonie çocuğun kolunu tutarak onu durdurdu. Dolu gözleri çocuğun korkuyla harmanlanan gözlerine odaklanmıştı. "Profesör Regulus, kayıp."

"Ne?"

Draco ne diyeceğini bilemedi. O an sessizce kenarda oturan Ron'u gördü. Ona doğru ilerlerken attığı her adımda resmen zemin titriyordu. "Harry nerede?"

Ron gözlerini yerden kaldırmadı. Draco çocuğun yakasını tutup onu zorla ayağa kaldırırken ateş saçan gözlerle kızıl saçlı çocuğa baktı. "Harry nerede Ronald?"

Ron bakışlarını Draco'nun yüzüne çevirdiği anda sol gözünden akan bir damla yaş yanağına düştü. Cevap vermedi, gözleri her şeyi belli ediyordu. Bilmiyordu.

Draco çocuğu sarstı. "Nereye götürdün onu? Nerede o şimdi? Neden hissedemiyorum onu?!"

Bir el Draco'nun elleri üzerinde belirirken Blaise arkadaşının elini geriye çekmeye çalıştı. "Draco bırak çocuğu. O da bir şey bilmiyor."

Gris ÉmeraudeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin