Alena Rose Jonas

127 8 2
                                        

Bölümlerde arada gecikme olabiliyor evet çünkü okuma ve oy sayıları beni üzüyor. Bundan önceki hikayemde de yılmadan devam etmiştim çünkü birkaç destekleyen kişi olunca bırakamıyorum ve şu an da aynı durum geçerli. Beni destekleyenlere teşekkür ederim. Umarım beğenirsiniz bu bölümü,işler farklı yönlere gitmeye başlıyor tahmini olan varsa görmek isterim :) Bölüm şarkısı James Blunt- You're Beautiful. Güzellik Alena için :) İyi okumalarrr! :))

"Olivia? Yine daldın." Miss USA için provalardaydım,evet seçilmiştim. Ve şimdi menajerim Matthew ile birlikte bir şeyler konuşuyorduk.
"Üzgünüm,Matthew."
"Sadece Matt. Neler dönüyor?" Hafifçe tebessüm ettim.
"Boşver."
"Olivia,senin menajerinim ve en iyisi olman için çabalıyorum. En iyi halinde değilsin."
"Tamam kabul etmeliyim. En iyi modumda değilim şu an." Daha dün Nick'le ilgili bir şeyler olmuştu ve aklım onlara takılmıştı.
"Pekala,şu kafana takılan şeyleri akşam yemeğinde konuşmaya ne dersin? Sen ve ben." Bilmiyordum. Bu biraz randevu gibi gelmişti bana. Ama Matt hoş biriydi ve benden sadece üç yaş büyüktü. Genç olmasına rağmen de işini oldukça iyi yapıyordu.
"Peki. Beni yedide evden alırsın." Göz kırparak sandalyeden kalktım. Saçlarımı savurarak arkama dönerken Matt'in yüzünde memnun olmuş bir bakış vardı. Sanırım benden hoşlanıyordu.
Eve gittim. Ama anahtarlarımı unutmuştum. Evde olmalarını umarak kapıyı çaldım. Kapıyı şansıma Nick açtı.
"Merhaba." Dedi düz bir sesle. Artık her zaman böyleydi. Ama ben ona neşeli bir ses tonuyla karşılık verdim.
"Merhaba!" Suratıma garip bir ifadeyle baktı.
"Niye bu kadar neşelisin?"
"Niye bu kadar ruhsuzsun?" Omuzlarını silkti. Onu hazırlıksız yakalamaya bayılıyordum.
"Ah senin sohbetine doyamıyorum Nick ama hazırlanmam gerek."
"Niçin?" Merdivenlerin başına geldim.
"Randevum var." Dedim. Yüzümü görmediği için gülüyordum.
"Randevu mu? Kiminle?" Yerinden fırlayıp merdivenlerin başına geldi.
"Yani beni ilgilendirmez de." Dedi sonradan da omuz silkerek.
"O zaman bilmene gerek yok." Dedim sırıtarak ve odama çıkıp kapıyı kapattım. Onu sinir etmek hoşuma gitmişti. Rahat rahat hazırlanıp saatime baktım. Neredeyse yedi oluyordu. Ben de aşağıya inmeye karar verdim. Nick televizyonda futbol maçı izliyordu. Boy aynasının önüne geçip elbisemi düzelttim. Nick kafasını bana çevirdiğini aynadan görmediğimi sanıyordu.
"Seni görebiliyorum." Kafası anında öne döndü. Kapı çaldığında benden önce Nick ayaklanıp kapıyı açtı.
"Merhaba ben Matt,Olivia'yı almaya gelmiştim." Nick elini Matt'e uzattı.
"Ben Nick. Olivia'yı almaya geldin demek. Çok geç olmadan eve dönmüş olmalı bunu anlıyorsun di mi?" Matt güldü.
"Olivia bana Jonas'ların onun abileri olduğundan bahsetmemişti." Nick konuşmak için ağzını açtığında ben araya girdim.
"Öyle değiller zaten. Bu arkadaş burnunu sokmaması gereken şeylere sokuyor. İyi eğlenceler Jerry." Dedim kapıdan çıkarken. Bu kesinlikle mükemmel hissettirmişti. Sonra Matt'le yemek yiyeceğimiz yere gittik.
"Yani sen ve Nick'in arasındaki olay ne?" Dedi Matt.
"Büyük bir şey olmuştu. Arkadaşlığımızı zedeleyecek bir şey. Önce o hata yaptı sonra ben. Ve şimdi konuşmuyoruz. Bir sene oldu."
"Çıkıyordunuz di mi?" Güldüm.
"Hayır." Tek kaşını kaldırdı.
"O zaman birbirinizi seviyordunuz."
"Matt,niye bunları konuşuyoruz? Bak tamam sorunlarımı anlatmamı bahane etmiş olabilirsin ama bunun bir randevu olduğu gerçeğini örtemezsin." Matt hafifçe öksürdü.
"Bunun bir randevu olduğunu mu sanıyorsun?" İki elimi de kaldırdım.
"Ah hadi ama!" Güldü.
"Tamam bu bir randevu evet. Uzun süredir dikkatini çekmeye çalışıyordum. Bu da bir bahaneydi." Hafifçe tebessüm ettim.
"O zaman ilk randevuda eskilerden konuşmanın akıllıca bir hareket olduğunu mu düşünüyorsun?" İşaret parmağını bana doğrulttu.
"İşte,eskiler dedin." Başımı aşağı eğip kaldırdım.
"Tamam. Evet Nick'ten hoşlanıyordum. Ama bu eskiydi. Ben küçüktüm. Yani biz doğduğumuzdan beri birlikteyiz ve onunla büyümek biraz ondan hoşlanmama sebep oldu. Ama bir sene önce kavga ettik ve aramız bir daha düzelmedi. Hala sürekli kavga ediyoruz. Birbirimizden nefret ediyor sayılırız. Sadece aile adına saygısızlık yapmamaya çalışıyoruz işte." Matt elini çenesine koydu.
"Ama aynı evde yaşıyorsunuz. Bu da bana hala başka bir şeyler olduğunu düşündürüyor. Yani bana öyle seni erken getirmemi söylemesi falan. O seni önemsiyor."
"Evet Matt,ben de onu önemsiyorum. Biz her şeyden önce aileyiz. Ne zaman başımı derde soksam onlar abilerim gibi yanımda olurdu. Bunu herkese yaptılar. Sen ilk ve tek değilsin. Ve evet aynı evde yaşıyoruz. Joe da yaşıyor. Ne olmuş yani?"
"Bilmiyordum, ben tek yaşıyorsunuz sanmıştım." Başımı iki yana salladım.
"Eğer gerçekten bilmek istiyorsan son zamanlarda dalmama sebep olan sorun şu,evet onu aştım. İnan bana. Yani şu an seninle birlikte buradayım di mi? Ama aşamadığım şey arkadaşlığımızın yok olması." Matt ellerini bana doğru uzattı.
"Ben de iyi arkadaşımdır. Aynı zamanda iyi bir erkek arkadaş."
"Bakıp göreceğiz o zaman." Dedim gülümseyerek. O tatlıydı,hatta çok da yakışıklı. O sırada telefonum çalınca Matt'in sessizce küfrettiğini duyarak güldüm. Telefona baktım Nick'ti.
"Noldu?" Dedi Matt.
"Gitmem lazım Matt,Kevin'ın çocuğu oluyor. Bunu telafi ederim tamam mı?"
"Ben de seninle geleyim."
"Nick'in garip garip davranmasını istemiyorum."
"Tamam en azından bırakayım seni." Başımı olur anlamında salladım. Beni bıraktı ben de onunla vedalaşıp içeri girdim.
"Neredeler?" Dedim Nick ve Joe'ya.
"Sence?" Dedi Nick bana ters ters bakarak.
"Erkek arkadaşın nerede?" Dedi sonra.
"Erkek arkadaşım değil."
"Uuu! Ama her tarafın randevudaydım diye bağırıyor kızım." Dedi Joe bana bakıp gülerek. Ben de gülmemi engelleyemedim.
"Evet ilk randevu."
"Kim bu şanslı çocuk?" Joe'nun yanına,Nick'le ortalarına oturdum.
"Matt,menajerim olan." Joe kaşlarını çattı.
"O senden büyük değil miydi?"
"Sadece üç yaş Joey." Joe başını salladı.
"Seni öptü mü?" Dedi beni dürterek. Gülüyordu. Yanımda Nick'in oflamasını duydum.
"Hayır. Buraya apar topar getirdi beni zaten."
"Olsun bu sadece ilk randevuydu." Dedi Joe omzumu sıkarak. Nick ayağa kalktı.
"Amma uzun sürdü. Şimdiye çıkmaları gerekmez miydi?" Dedim onlara bakarak.
"Kız olan sensin. Senin bilmen gerekir." Dedi Nick.
"Doğru söylüyorsun,ben kızım. Anne değilim." Dedim ona kaşlarımı kaldırıp bakarak.
"Senden iyi bir anne de olmaz zaten. Annelik hakkında hiçbir şey bilmiyorsun bile." Gözlerim doldu.
"Nick bu acımasızcaydı." Dedi Joe. Ciddi bir şekilde ona bakıyordu.
"Belki annesiz büyümüş olabilirim ve annelik hakkında düşüncelerim çok gelişmemiş olabilir evet. Ama bu kötü bir anne olacağım anlamına gelmez."
"Olivia,üzgünüm onu kastetmemiştim. Annenle ilgili demek istememiştim." Elleri ilk kez bana değmişti. Yani kavga etmek dışında. Bu sefer ellerini alıp nazikçe üstümden çektim.
"Önce kırıyorsun,sonra.. Sonra iyileşiyor muyum Nick?" Ceketimi üstüme alarak koridorun diğer ucuna yürüdüm. Ben her zaman hassastım. Nick'le aynı şekilde,aynı güçte savaşamıyordum. O acımasızın biri olmuşken ben daha da hassaslaşmıştım. Her gece uyumak için terapistimin bana verdiği sakinleştiricileri alıyordum. Önceden kesin olan her şey şu an etrafımda yıkılıyordu.
"Olivia?"
"Nick Kevin'da bana söylediklerini hatırla. Konuşmayalım,birbirimize saygısızlık etmeyelim."
"Tek hatırladığım cehenneme git demen."
"Bu seni üzdü mü?" Dedim arkamı dönüp kaşlarımı çatarak.
"Hayır. Üzülmüş olan sendin bence."
"Tanrım,git de eski kişiliğini bul. Kimbilir nerede ölüyor." Dedim yanından ayrılmadan. Joe'nun yanına oturup yine beklemeye koyuldum ve bu sefer çok geçmeden Kevin bizi kaldıkları odaya götürmek için geldi. Bir kolum Kevin'ın kolunda diğeri Joe'nun kolundaydı. Nick değil ama o ikisinin beni hiçbir zaman üzmeyeceğini biliyordum.
Odaya girdiğimizde Dani ve yiğenimiz oradaydı işte. Dani başını kaldırıp bize gülümsedi.
"Çocuklar Alena Rose ile tanışın." İşte o zaman unutmuştum. Bu küçük bebek kız bana o sırada yaşadığım sıkıntıları unutturmuştu. Ve doğrusunu söylemek gerekirse aile olarak da kenetlenmiştik. Çünkü grup ayrıldığından beri çocuklar arasında da anlamsız bir ayrılık vardı. Bunu sevmiyordum. Ama şimdi bu küçük melek bizi bir arada tutacaktı. Ve biz onu çok sevecektik.
Alena tek tek hepimizin kucağında geziyordu. Nick onu kucağına aldığında gülümsemeden edemedim.
"Dikkat et Jerry,çocuğu düşüreceksin." Dedim gülerek. Her Jerry dediğimde sinir oluyordu. Yine de bana gülerek baktı.
"Sen de denemek ister misin?" Bir adım öne çıkarak Nick'e yaklaştım. Alena'yı dikkatle kucağıma aldım. Önce Alena'ya ağlamadan bakmayı becerdikten sonra Nick'e baktım.
"Ama nasıl?" Dedi gülerek.
"O bir kız,annelik içinde var." Dedi Dani gülerek.
"İtiraf etmeliyim,güzel bir anne olacaksın Olivia." Nick bana bakıp gülümserken ben de gülümsedim. Bazen kızamıyordum işte ona. Böyle birbirimize iyi davrandığımız nadir anları kaçıramazdım.

InseparableHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin