3.5

127 18 20
                                        

12.09.2022
Asaf'tan

Teoman durgundu. Sessiz ve dalgındı.

Gözlerindeki ışıltı sanki bu zamanda değildi, dikkatini çekmediğim sürece sürekli olarak gerilere yuvarlanıyormuş gibi hissetmeme sebep oluyordu.

Derin bir nefes alarak montumu üzerime geçirdikten sonra vestiyerden Teoman'ın da montunu aldım ve omuzlarına yerleştirdim. Başını bardan kaldırıp bana bakarken gülümsedi ve "Gidiyor muyuz?" diye sordu.

"Ayıldın mı?" diye karşılık verdim. Şu anda Japonca konuşmadığına göre ayıktı sanırım... Ancak ne kadar Türkçe konuşuyor olsa da, Türkçe konuşmayı yeni öğrenmiş gibi yavaş, harfleri kaydıra kaydıra konuşuyordu. 

"Beni anlamayınca üzülüyorsun, kelimeler ne kadar Japonca dökülmeye çalışsa da... Türkçe konuşmak için zorluyorum kendimi," derken, elini yanağıma koydu ve uzun uzun gözlerime baktı.

Bugün ve geçen akşam ona ne olmuştu? 

Dağhan ve Kıvanç'ın gittiği o gün? Kıvanç'la ne konuşmuştu? 

İçeri gülümseyerek girdikleri için aralarında bir sorun olmadığını düşünmüştüm ama her ne konuştularsa, konuştukları şey Teoman'ın canını sıkmıştı ve hâlâ daha da canını sıkmaya devam ediyordu.

Her ne kadar içmeyeceğini söylese de o akşam kendini bara atmayı kafaya koymuştu ve şimdi de yine barda sızmıştı. İç çekerek montunu giymesine yardım ettim ve onunla birlikte çıkışa doğru ilerlerken, "Canını sıkan şeyin ne olduğunu merak ediyorum..." dedim.

"Şimdilik kendime saklamalıyım," karşılığını verdi. "Watashi ga anata ni tsutae rareru made..." (Anlatabileceğim zamana kadar...)

"Ne kadar zorlasan da olmuyor, değil mi?"

"Wakarimasen." (Olmuyor.)

"Ama bana anlatmalısın Ryuuji," dediğimde, beni bileğimden yakalayarak durdurdu ve taksilerin vızır vızır müşteri topladığı ön otoparkta bana dikkatle baktı.

"İstiyorum," dedi, sakince. "Ama hazır değilim. Israr edecek misin?"

Başımı usulca iki yana salladım. Israr edersem kırılacağımızı biliyordum. Teoman da bu yüzden sessiz kalıyordu, onu da anlıyordum ama öğrenmek de istiyordum. Bu düşüncenin peşini bırakamıyordum.

"Arigato," dediğinde, hafifçe gülümsedim. Ona yaklaşarak, parmak uçlarımda yükseldim ve dudaklarımı dudaklarıyla buluştururken derin bir nefesi yavaşça bıraktım. 

Geri çekilirken, gülümsüyordum ve Teoman'ın da gülümseyişime eşlik ettiğini görmek beni keyiflendirmişti.

***

Eve geldiğimizde, Teoman kendini hızlıca duşa atmıştı ve bense, salonda pinekliyordum. Kütüphanesinin önünde dolanıyor, ona ait eşyaları yakından inceliyordum.

Temizlik yaptığım gün tek derdim temizlik olduğu için eşyalarına dikkat etmemiştim ancak değerli eşyaları vardı ve beni hiç tanımıyorken, evine almasına hayretler ediyordum.

Hoş, şu anda da tanıyor sayılmazdı ama günlerdir onun yatağında onun kolları arasında uyuyordum ve buradaydım işte. Değişik şekilli harflerin bulunduğu, Teoman, onlara kanji demişti sanırım, kitapları es geçerek Türkçe olan kitaplarına baktım. Klasik eserler, aikidoya dair bazı kitaplar ve daha fazla klasik eserler vardı.

Kitaplığın bazı köşelerine ise fotoğraflar iliştirilmişti.

Bir fotoğrafta, sanırım aile fotoğrafıydı, yedi kişilerdi. Üvey annesi ve babası olduğunu tahmin ettiğim kişiler çift kişilik bir koltukta oturuyorlardı, yanlarında bir sandalyeye ilişmiş çok hanım hanımcık bir kız vardı. Teoman ve üç oğlan daha ise ayakta duruyordu.

Juunintoiro | bxbBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin