4.2

123 19 6
                                        

24.09.2026
Asaf'tan

Bugün konser günüydü ve aynı zamanda, Teoman'ın uçağa bindiği gündü...

Geçen iki günün zorluğunu yaşayan tek kişi ben değildim, Japon ablalarının olduğu ortamda Teoman'ın anlayamadığım bir gerginliği vardı. Bunu normalde garipsemezdim, sonuçta ailesinin bulunduğu ortamda açık bir şekilde ilişkimizi yaşamaktan çekinebilirdi, bizim durumumuzdaki ilişkilerde bu maalesef ki büyük bir tabuydu ve bu konuda onu asla yargılamazdım.

Kendimden biliyordum.

Babama duygularımı, kimliğimi açıklayana kadar hep kuytu köşelerde yaşanmış aşk hikâyelerim vardı. Yarım kalanlar, yaşamakta zorlandıklarım, bastırmak, saklanmak zorunda kaldıklarım... Böyle şeyler yaşadığım için onu anlayabilirdim.

Ancak Ilgaz, Teoman'da kalmaya başladığında bile aramızda böylesine mesafe olmamıştı. 

Tamam, salonun ortasında öpüşmeye başladığımız anlar olmamıştı belki ama imalı konuşmalar ve bakışmalar hep vardı fakat ablaları geldiğinden bu yana, bizi anlamıyor olmarına rağmen doğru düzgün konuşamamıştık bile çünkü Teoman, içine kapanmıştı.

Derslerde yüzündeki gülümseme kaybolmuyor, canlılıkla dersi anlatıyor öğrencilerine teknikler gösteriyordu ama dojodan çıktığında onda, eski enerjisini göremiyordum ve bu beni iki ruh haline sokuyordu.

İlki, hüzündü. Çünkü Teoman'ın davranışlarındaki değişikliğin ardındaki olayları bilmiyordum ve ona bu konu hakkında güven veremiyordum. Bilmediğim bir şeye nasıl meydan okuyabilirdim ki?

İkincisi ise merakla karışık kıskançlıktı.

Kıskanma duygum kendimi bildim bileli toksik bir düzeyde olmamıştı çünkü kıskançlık denilen şeyin fazla abartıldığını düşünüyordum. Ben ilişki içinde karşımdaki insanı ne kadar kıskanırsam kıskanayım, bazı insanların içinde olanı değiştiremezdik. Aldatan, her şekilde aldatırdı ve kıskançlık bunu önleyecek bir şey değil aksine tetikleyecek bir şeydi.

Ama... Onu, kıskanıyordum...

Anlayamadığım, bilmediğim başka bir dünyasının daha var olmasını kıskanıyordum sanırım. İçine dahil olamıyordum, dilini bilmiyordum, duygularını anlayamıyordum ve kıskançlığım da yine hüzne dönüşüyordu.

Aklımda hep bu soru vardı.

Teoman'a ne olmuştu?

Onu bu hale getiren şey neydi? Enerjisini alan, çok sevdiği diğer vatanından ardına bakmadan uzaklaşmasına sebep olan şeyler dizisi aklımda merak uyandırıyordu ve bana anlatmaya hazır olmayışı daha da üzülmeme sebep oluyordu.

"Yüzün düştü..." dedi yanımda duran Kıvanç. Bugün o çok mutluydu çünkü yıllardır sahnede görmeyi beklediği Yankı'yı sonunda izleyebilecekti. Ancak olumsuz enerjilerim onu rahatsız ediyor olmalıydı ki her seferinde beni yokluyordu.

Gülümseyerek ona baktığımda, bana dostça bakıyordu.

"İyiyim..." dediğimde, "Teoman'ın burada olmayışına mı üzülüyorsun?" diye sordu.

Dağhan, konuya dahil olarak, "Açık konuşmak gerekirse, ben üzülüyorum..." dedi. "Teoman, hoca olarak müthiş biri olduğu gibi aynı zamanda da bir abi olarak da harika bir insan. Onunla vakit geçirmek inanılmaz keyifli..."

Kıvanç gülümseyerek, "Ben o keyfe henüz yeterince erişemedim..." karşılığını verdi.

"Ben eriştim, manitan haklı..." diyerek, Dağhan'a katıldım.

Juunintoiro | bxbBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin