26.09.2026
Teoman'dan
Kapım tıklatılmadan açıldığında, saat gecenin üç buçuğuydu. Bu anın geleceğini adım kadar bildiğimden olsa gerek, gözlerimi kapatsam dahi uyuyamamıştım. Hareket etmeksizin uyuyormuş gibi yatmaya devam ettim.
Konuşup gidecekti, hep öyle yapardı.
Onu ne kadar duymazdan gelirsem o kadar çabuk kabusundan kurtulabiliyordum. Yine aynısını yapacaktım, her seferinde böyle değil miydi zaten?
Japonya, burası, bu ev... Burası bir kabustu ve uyanana kadar o kabusa katlanmam gerekiyordu. Uyandığımda, nispeten katlanılır bir kabusa gözlerimi aralıyordum. Sahte gülümseyişler eşliğinde varlığımı sürdürebiliyordum.
Ablam, "Değiştin," dedi, sessizce. "Son gördüğüm Ryuuji değilsin. Ne oldu benim Ejderha'ma? Canlanmışsın, ölü meyveleri andıran gözlerin çiçek açmış gibi... Seni değiştiren, uğursuz evindeki o uğursuz adam mıydı? Onunla nasıl bir ilişkin var?"
Ona dönmemek, ne düşündüğü sormamak için kendimi zor tutuyordum. Öyle zor tutuyordum ki, aldığım nefesi kontrol edemeyerek, derin bir nefes aldım ve çenemi sıktım. Yüzüm karanlıkta kaldığı için bu hareketimi fark etmeyeceğini umdum.
"Benim dokunamadığım sana, çok rahat dokunuyordu..." dediğinde, midemin bulanmaya başladığını hissettim. Dokunamadığı... Dokunamadığım diyordu. Ne de kolay diyordu bu kelimeleri. Ne de güzel yalan söylüyordu.
"Onu kıskandım, bir an önce buraya gelmek istedim! Oysaki oradaki Ryuuji'yi de tanımak istiyordum ama o uğursuz, engel oldu... Şimdi de geri dönmene izin vermek istemiyorum ama haha-sama gözyaşlarını gördüğünde gitmene izin verecek biliyorum... Bu yüzden bu sefer seni ağlatmayacağım Ryuuji."
Bütün tenimin ürperdiğini hissederek gözlerimi daha da sıkı kapadım. Babamı aradığım günü anımsıyordum, gözyaşları içindeydim. Asla konuşamadığım Türkçe'yle beni alması için hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Ren Mei, o gün gözünü kırpmadan izlemişti beni.
Dudaklarında canımı yakan bir gülümseme vardı.
Annemse, gözyaşlarıma ve yalvarışlarıma dayanamadığı için beni kendince kısa süreliğine Türkiye'ye göndermişti ama sonrasında benim Türkiye'de kalmak istemem, annemin ise geri dönmemi istemesi derken, uzunca bir süre mahkemelerde sürünmüştük ve sonrasında babamın büyük uğraşları sonucunda Türk vatandaşlığı almıştım.
Ben anılarımın arasında savrulurken, bir anda kulağımda ablamın fısıltısını hissettim.
"Uyanık olduğunu biliyorum Ryuuji."
Kaskatı bir şekilde yatmaya devam ederken, geri çekilmesini bekledim ancak Ren Mei geri çekilmedi. Nefesi kulağıma çarpıyor ve beni tedirgin ediyordu. Bütün bedenim kaskatı kesilirken, ne yapacağımı bilemeyerek öylece yatmaya devam ettim.
Nefesi tenimin daha da yakınlarına süzülürken, konuşurken boynuma dokunan dudaklarını hissedebiliyordum.
"Hâlâ, dokunuşlarım seni irkiltiyor mu?"
Sadece senin mi sanıyorsun? diye düşündüm. Kendimi karate yerine aikidoya vermemin sebebi de buydu. Bana yaklaşanları, bana yaklaştıkları şiddetle kendimden uzağa atabilmek için aikido yapıyordum. Şimdi bile, Ren Mei'yi odanın dışına yuvarlayabilirdim ama yapamazdım.
Ablam, bu evin ikinci otoritesiydi ve asla bana yaptıklarını sesli bir şekilde dile getiremezdim.
Ona saygısızlık edemezdim, bu, annemin hiç hoşuna gitmezdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
General Fiction"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
