3.8

166 18 13
                                        

15.09.2022
Teoman'dan

Çocuk dersine henüz beş saat vardı ve benim evde yapabileceğim tek şey koltukta uzanıp tavanı izlemekti. Aynı şekilde, Asaf'ın da şu an yaptığı tek şey oydu. Ancak o benim aksime ara ara konuşuyordu. Bazen benimle bazen de kendi kendine.

En çok da kendi kendine konuştuğunda onu dinleyesim geliyordu.

Kendiyle cebelleşiyor ve sonra sakinleşip, bana dönüyordu. Dudaklarındaki gülümse, gözlerindeki parıltı... Dudaklarındaki o güzel gülümseme, daha önce kimsenin bana böylesine güzel gülümsemediğini acı bir şekilde gösteren fakat beni kırmaktan çok yaşatan bir denkleme sebebiyet veriyordu.

Aslında karmakarışık bir hayatım yoktu. Sadece, bir yere ait hissedemediğim ve sürekli savrulduğum için kendimi bile tanıyamadığım pek çok evreden geçmiştim. Kendi sözlerime bile inanmadığım günler olmuştu ve alkolle tanıştığımda, o günlerin üstü kapanmış gibi hissetmeye başlamıştım.

Şimdiyse, hayatımdaki insan beni kendimle yüzleşmeye itiyordu ve bunu sadece benim iyiliğim için yapıyordu.

"Ryuuji."

Bazen dalgınlığına geliyor ve r harfini vurguluyarak söylüyordu ve istemsizce onu düzeltiyordum. "Ryuuji."

"Hai, Ryuuji..." derken, bana göz kırptı.

Belki de onu düzeltmemi seviyordu.

"Dersimize daha çok var, evde yapacak iş yok, sevişmek için yorgun, uyumak için fazla dinç, sessizce tavanı izlemek içinse fazlaca çenesizim. Bir oyun oynamaya ne dersin?" diye sorduğunda, başımı çevirip, dikkatlice ona baktım.

"Sevişmek için yorgun değilsin, sevişmeye bahane arıyorsun..." karşılığını verdim.

Eğer Asaf'tan önceki ben olsaydım, çoktan sevişmiş ve sanırım bu zamana kadar yollarımızı ayırmış olurduk. Ancak Asaf'la yeni bir ben tanıyordum. Bir ilişki içinde saygı ve sevgi bekleyen, karşındaki kişinin ihtiyaçlarını ve isteklerini gözeten biri oluyordum.

Eski bana yabancıydı bu durum ama bu yabancılık hoşuma gitmeye başlamıştı.

Belki de bunca zaman kendime yok yere haksızlık yapmıştım.

"Bana hayır diyebilir misin ki?" dediğinde, yüksek perdeden bir kahkaha attım.

"Diyemiyorum," karşılığını verdim çünkü öyleydi. Ona sırtımı dönüp gitmem gerekirken, onu da peşimden sürüklemiştim. Yine eskisi gibi olmaya çalışırken kendimi onun kollarında bulmuştum. Sonrasında değişmeye başlamıştım zaten.

Dudaklarının tadıyla, kollarının arasında olmanın getirdiği sıcaklıkla... Ben de çok fazla şeyin değişmesine sebep olmuştu. Bu yüzden ona hayır diyemiyordum.

Bir şekilde, en sonunda evet dememi sağlıyordu.

"Tamam, oyunun kurallarını açıklıyorum... Hazır mısın?"

Hafifçe doğrularak, "Temas etmemiz gerekecek mi?" diye sordum. Bu oyunun sonunun yatakta biteceğine o kadar çok inanıyordum ki, düşüncesi bile içimin karıncalanmasına neden oluyordu. Midede uçuşan o kelebeklere inanmamı sağlıyordu.

"Ryuuji, seni ellersem öpesim gelir; öpünce üstüne çıkasım gelir; üstüne çıkarsam soyasım gelir; soyarsam... Of, yükseldim be Ejderiyam. Alt tarafı bir oyun oynamak istedim," derken, yanakları ve boynu kızarmaya başlamıştı.

İnanılmaz tatlıydı.

"Oynayalım, tamam..." derken, doğrulduğum yere gerisin geri yattım ve "Say bakalım kuralları..." dedim.

Juunintoiro | bxbBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin