4.1

104 19 2
                                        

22.09.2022
Asaf'tan

Dojoya adım attığım anda ruhumdaki yorgunluğun dinginleştiğini hissettim. Burası da artık bana Teoman gibi hissettiriyordu, onun kolları gibi, ona sarılmak gibi... Ve bazen... Bazen gerçekten de sarılıyordum. Eh, biraz hayalimde sarılıyordum en nihayetinde buradaki temaslarım her zaman kısıtlıydı ben ne kadar uzatmaya çalışsam da...

Hoş, onu da çok sık yapmamaya çalışıyordum çünkü Teoman'ın tatami üzerinde haddinden fazla temastan hoşlandığını düşünmüyordum. Bazı temaslarım karşısında buz kestiğini gözlerindeki keskin bakışlarda görebiliyordum. Dojonun içinde Dağhan ve Kıvanç gibi rahat değildik. Olamayacağımızı da biliyordum.

Teoman bu konuda katı kuralları olan birisiydi.

Tatami üstünde o bir senseiydi ve bir sensei gibi davranmak onun için önemliydi. Tatamide şakalaşıyor olmasına rağmen, tatami dışında kurduğu samimiyeti orada göstermiyordu mesela. Sadece benimle alakalı olsaydı bu duruma bozulurdum ama sadece benimle alakalı da değildi. Herkese böyleydi, tatami üstünde o sadece eğitim veren bir senseidi.

Hep bir mesafesi oluyordu ve bu herkese karşı aynıydı.

Onun bu hallerini seviyordum. Sahip olduğu her konumun hakkını veren, dik bir duruşu vardı ve bense karşısında eriyip gidiyordum. Her zaman onun gibi olmak istemiştim ama hiçbir zaman tam anlamıyla onun gibi olamamıştım. Mesafe kurma konusunda dengeli birisi değildim.

Arayı açtığımda o ara bir araya gelmek için fazlasıyla açık oluyordu ve yaklaşmasına izin verdiklerimi de uzaklaştırmakta inanılmaz zorlanıyordum.

Çantamı kenardaki koltuğa atarak içeri tamamen girdiğimde, Abidin ufak bir baş selamı verdi ve telefonuna geri döndü. Onunla da aramızı düzeltmiştik galiba çünkü eskisi gibi benimle tersleşmeye çalışmıyordu. Selam veriyor, Teoman hakkında hiçbir şey bilmediğim imalarında bulunmuyordu ben de aynı şekilde selamını alıyor, kedi videosu gösterdiğinde izliyordum. Sanırım bir şekilde birbirimize alışmıştık.

Ve bir de Ilgaz meselemiz vardı. 

Geçen hafta Teoman'ın evine damladığından bu yana Ilgaz, Teoman'ın hem evinde hem de dojosundaydı. Çocuk ve yetişkin derslerine giriyor, Teoman'a bizim esnaf deyimimizle çıraklık yapıyordu. 

Pek kıdemliymiş kendisi.

Hoş Dağhan'ın olduğu derslerde onun solunda kalıyordu. Bunun sebebini Teoman'a sorduğumda, yaş ve kıdemlerin değişen şeyler olduğunu öğrenmiştim. Çocuk yaşta aikidoya başlayan birisi ile yetişkinken başlayanlar aynı kuşakta değerlendirilmiyordu. Çocuklarda 12 kuşak varken, yetişkinlerde 7 kuşak vardı. Ben şu an 7'nci kuşağımdaydım ve Aralık'ta sınava girdiğimde 6'ncı kuşağa yükselmiş olacaktım.

Aldığım nefesi yavaşça bırakırken, çocuk dersi veren Teoman'ı izlemeye devam ettim. Evde geçirdiğimiz tüm boş zamanlarımızda, O'sensei'in kitabını okumuştum ve merak ettiğim şeyleri Teoman'a soruyor, öğreniyordum. Artık aikidoya dair eskisine kıyasla daha çok şey biliyordum. Evet, teknik çıkartmakta hâlâ vasattım ama konuya hakimiyetim eskisine kıyasla çok daha iyiydi.

Mesela selamlamayı artık oldukça iyi biliyordum!

Tüm bu boş zaman muhabbetleri sırasında, içime dert olan birkaç şey daha öğrenmiştim mesela Teoman'ın yakın zamanda Japonya'ya gideceğini, annesinin onu çağırdığını... Ayrıca Nihon, Japonya'da bir şehir değil; Japonların Japonya'ya Japonya deme şekliymiş. Teoman bunu bana söylerken yüzündeki ifade o kadar eziciydi ki hayatımda bu kadar utandığım başka bir an var mıydı hatırlayamıyordum.

Juunintoiro | bxbBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin