12.09.2022
Teoman'dan
Güneş yerini aya bıraktığında, gün dönmüş ve Pazartesi başlamıştı.
Kendimi her zamanki takıldığım barda, her zaman oturduğum taburede, elimde Pazartesi spesiyelimle bulmuştum. Yanımda ise, Yahya'nın peşinden ayrılmayan Peker vardı. O, benim aksime bira içiyordu.
Çok uzun zamandır bira içmiyordum. Kokteyller ve ağır alkollerden sonra bira aklıma bile gelmiyordu. Hem biranın hamallığını çekmek, şarabın baş ağrısını çekmekten beterdi bu yüzden bira içeceğime, şarap içmeyi tercih ederdim. Hem tadı hem kafası hem de tasasızlığı güzeldi.
"İşler nasıl gidiyor abi?" diye soran Peker'e dönerek, kaşlarımı kaldırdım.
"Yoi..." (İyi...) diye mırıldandım. Sanırım beşinci bardaktan sonra dil algımı yine kaybetmeye başlamıştım.
Aslında bu da komikti. Türkçe düşünebiliyor, duyduğumu çok net bir şekilde anlayabiliyordum ama ağzımdan dökülenler ana dilimde oluyordu.
Bu düşünce ile tüylerim ürperirken başımı öne eğdim, ana dilim... Asaf'a oraya ait hissetmediğimi söylemiştim ama oraya ait hissetmeyen birisi için fazlaca o kültüre ait ortamların içinde yer alıyordum. Mesela en basit örneği evimdi. Kardeşlerimin beni daha fazla yadırgamaması için klasik düzende bir evim vardı ama otantik Japon havasını hiçbir zaman kaybetmemişti.
Aynı şeyi dojomda da uygulamıştım. Japonya'daki aikido dojolarından tek farkı yerde daha kaliteli ve yumuşak tatamiler kullanmamdı. Eğer o sistemi de getirmiş olsaydım herhalde çocuk derslerimi iptal etmek zorunda kalırdım. Zira Ueshiba yaşarken ve ders verirken, dünya savaşları patlak vermiş ve ikinci dünya savaşında, Japonya sersefil dönemler geçirmişti.
O dönemlerde dojolardaki tatamiler hasır altına atılan üç beş samandan ibaretti ve hâlâ Ibaraki'deki dojoda benzer tatami stili kullanılmaktaydı. Orada eğitim gördüğüm o kısa dönemde, her yerim yara bere içinde dönmüştüm İstanbul'a.
Önümde şaklatılan parmakları fark ederek gözlerimi kırpıştırdım ve bana dikkatle bakan Asaf'a hafifçe gülümseyerek baktım. "İyi misin?" diye sorduğunda, başımı aşağı yukarı salladım. Oysaki kendimi en son ne zaman iyi hissetmiştim hatırlayamıyordum.
Babam beni annemden alıp getirdiğinde mi? Kendi dojomu açtığımda mı? Yoksa Asaf'ı geri çevirmeyi bıraktığımda mı?
Son soru kalbimin sızlamasına neden olurken, dudaklarımdaki gülümseme titrer gibi oldu. İyi hissetmem gereken şey beni tedirgin ediyordu. Sorun, Asaf'a karşı ilgimin olmaması değildi, aksine ona karşı, karşı koyamadığım bir çekilme hissediyordum... Sorun bendim. Benim ilişkilerimdi. İlişkilerimin insanlar üzerinde bıraktığı hasarlardı.
En çok da benim üzerimde bıraktığı...
Asaf'ın gözleri dikkatle yüzümde gezinirken, "İyi görünmüyorsun, çok mu içtin?" diye sorduğunda gülümseyerek başımı iki yana salladım. "Dans etmek istiyorum," diye mırıldandım. "Kıskanırsın diye edemiyorum."
"Saçmalama..."
Bu sefer gülümseyişim, parlak bir sırıtışa dönüştü. Asaf, gülüşümü fark ederek dans pistine baktığında iç çekerek başını salladı ve "Saçmalamıyormuşsun," dedi.
Hiçbir zaman kendini beğenmiş birisi değildim ama beğenildiğimin farkındaydım. Bu yüzden usulca taburemde oturuyordum çünkü dans pisti yine oldukça kalabalıktı ve av bekleyen onlarca avcı dans pistine girecek eli yüzü düzgün birini bekliyordu.
"Ben sana bir kokteyl daha hazırlayayım ama kendini kötü hissediyorsan, eve geçebilirsin ben de mesaim bitince gelirim. Hem anahtarım var seni uyandırmadan süzülürüm yanına," dedi. Son cümlesini söylerken dibime girmiş ve kulağıma fısıldamıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Ficción General"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
