4.3

71 14 4
                                        

25.09.2026
Teoman'dan

Havaalanına indiğim anda, etrafımda duyduğum uğultu bir anda evime dönmüşüm gibi hissetmeme sebep oldu.

Bu uğultuda, bu kaosun içinde bile ayrı bir düzen vardı, beni rahatlatan bir şey... 

Gözlerim etrafımdaki insanların üzerinde gezinirken, etnik olarak benzediğim yoğunluğu görmek tuhaf bir şekilde içimi rahatlatıyordu. Sanki yeniden bir yerle bütünleşiyormuşum gibi hissetmemi sağlıyordu.

Buraya da ait değildim ama burada en azından bir zümreye ait gibiydim.

Bileğimdeki saatten saati kontrol ettikten sonra, etrafıma daha dikkatle bakındım. Gözlerim ablalarımı arıyordu.

Benim koltuğum uçağın arkasında, ablalarımın koltukları ise uçağın önünde olduğu için uçaktan inerken karşılaşamamıştık ve şu anda, valizimi beklerken, aynı zamanda onların da gelmesini bekliyordum. Ön taraftaki yoğunluğa sıkışıp kaldıklarından olsa gerek, hâlâ yanıma gelememişlerdi.

Onların yokluğunu fırsat bilerek, cebimdeki telefonu çıkarttım ve telefonumun wifinı açtım. Daha önce de pek çok kez geldiğim için havaalanının wifiına otomatik olarak bağlanan telefonuma ardı ardına bildirimler düştü.


Ai'saf-kun:

Öyle olsa iyi olur.

Dağhan, Kıvanç'la sevişiyormuş.

Çocuklar bile sevişiyorken...

İki koca adam...

Uyumaktan öteye gidemedik.

Gönlümü mü beni mi hoş edersin bilmiyorum.

Gel buraya be adam!

Ama bebeğim, ben seni bırakamam!


Mesajlarını gülümseyerek okudum.


Teoman Öztürk:

Bırakma lütfen.


"Ryuuji-kun, valizin geçiyor."

Natsu-nee'nin uyarısıyla başımı hızla kaldırdığımda, önümden kayıp giden valizimi fark ettim. Hızla bir adım öne çıkıp valizimi tutamacından yakalayıp elime aldım ve telefonumu cebime atarak, minnetle ablama döndüm.

"Teşekkür ederim Natsu-nee."

Ren Mei, donuk bir ifadeyle bize bakarken, Natsu-nee nazikçe koluma girdi ve "Ben valizimi aldım Ryuuji-kun," dedi.

"Onee-sama?" diyerek, Ren Mei'ye baktığımda, içimi donduran gülümsemesi ile "Ben de..." dedi.

İstemsizce yutkunurken, "Eve gidelim," diyerek Natsu-nee ile yürümeye başladım. Ren Mei ardımızdan gelirken, Natsu-nee tatlı bir sesle konuşuyordu.

"İstanbul çok güzeldi, ama keşke hep bizimle yaşasan... Seni çok özlüyorum. Çocukken sana minik onigiriler yapardım, bayılırdın onlara!"

"Ben de özlüyorum, özellikle de onigirilerini..." derken, göz ucuyla etrafıma bakındım. Gerçekten de burada olmayı özlemiştim. Tüm kaosun, kalabalığın bile düzen içinde olduğu bu ülkeyi, bu şehri... Evimi, gerçekten de özlemiştim.

Juunintoiro | bxbBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin