İçimde yanan kor bir acı var. Su içsem geçer mi düşünüyorum, hayır, su içtiğimde sadece göz yaşları akmaya devam ediyor. Tam da lavaboya girdiğimde olduğum durum buydu. Ben salağım, ben bir salaktım. Aynadaki yansımama bakarken makyajımın bozulması sinirimi bozdu. Ses çıkartmadan ağlayabilmek için nefesimi ara sıra tutarak ağlıyordum ve kızarmıştım. Kalp atışlarım beynimde zonkluyordu. Başım neden ağrıyor? Susuzluktan mı? Stresten mi? Şaraptan mı?
Bileğimin tersiyle sert olup olmamasını umursamadan göz yaşlarımı sildim. Yansımama bakmak içimi daha da parçalamaktan başka bir işe yaramıyordu. Ben de arkama dönüp kalçamı lavabo tezgahına yasladım. Bir yandan da boşukça mırıldanıyordum. "Aptalsın, aptalım..."
Derin bir nefes aldım ve yüzünü ovuşturdum ama bir nefes molasından sonra ağlamam geri gelmişti. Eğilip dizlerime sarılarak ağlamaya devam etmek istedim ama yapamazdım. Daha bir hafta önce sadece Aras'a güzel görünmek için altı taksitle üç kere düşünerek aldığım bu sikindirik elbisenin etiketini bile kesmemiştim belki geri veririm diye. Ağzına sıçtıklarım.
Bileğimin arkasını sertçe dudaklarıma basıtırıp kesik kesik nefesler arasında sessizce mızırdanarak ağlamaya devam ettim.
Birkaç saniye sonra, ben tam olarak kendimi ağlamaya kaptırmışken kapı çaldı. İçimden büyük bir siktir çekip ayağa kalktım ve sessizlik içerisinde, belki pes edip gider diye bekledim. Her kim geldiyse... kurumuş boğazım refleks olarak yutkundu. Başımı çevirip aynaya baktığımda yüzümün Picasso tablosu gibi abidik gubidik göründüğünü görmek beni daha da panikletti. Artık üzüldüğümü unutmuş lavabonun kenarındaki peçeteleri üçer beşer koparıp akan rimelimi silmeye ve çabucak kendimi toparlamaya çalışıyordum. Lanet olsun, ne yaparsam yapayım rimel hafif bir grilik bırakmıştı yüzümde. Saçımı düzeltmek zor olmadı çünkü çenem hizasında kestirmiştim geçen seneden bu yana kısaydı. Yutkundum ve boğazımı temizleyip kapıyı araladım. İster istemez gelenin Aras olduğunu düşünmüştüm ve kötü haber gerçekten de oydu. Yüzümü fark ettiğinde gözleri hafifçe irileşti ve hızla bana doğru harekete geçti. Yüzümü avuçları arasıma alıp yakalayarak beni tuvaletin içine itti ve kapıyı arkasından kilitleyerek ben lavabo tezgahı ve kendi arasında, kibar bir mesafe bırakarak sıkıştırmış oldu. Bir adım yama kaçmaya çalıştım ama yeniden yüzümü elleriyle kavramış, eşek herif bırakmıyordu.
"Noluyor be?!" Diye çıkıştığımda gözlerini kırpıştırıp yutkundu ve gözleri yeniden gözlerime odaklanırken sanki daldığı bir düşünceden onu ana döndürmüşüm gibi boğazını temizleyip "Sen ağladın mı?" Diye sordu kısık ve pürüzlü bir sesle. Biraz önce tam burada geçirdiğim sessiz ağlama seansı zihnimde canlanırken yanaklarımın ısındı. İçgüdüsel olarak güçlü durmak amacıyla kaşlarımı çattım ve onu göğsünden hafifçe ittim "Bahar nezlesi. Rüzgar da çarptı az önce. Ne ağlayacağım? Niye ağlayayım ki?" Diye diklendim "Ağlamak için bir neden söyle mesela? Boktan bir işte çalışmam ve seni sırf iyi yerlere geleyim diye terk ettikten sonra senin İtalya'da kendi şirketini kurmuş ve VS'den dün ayrılmış gibi duran sevgilinle YATINDA akşam yemeği yerken aslında sevgilim olmayan o osuruktan salak herif rol yapamadı diye buraya kaçıp sessizce ben-" derken yeniden ağlama tuttu. Ketılda iki kez kaynatmışım gibi ateş saçan göz yaşlarım muhtemelen çoktan domates rengine dönmüş ve burnumdan fik dik diye nefes alırken hala konuşmaya çalışıyordum. "Aptal gibi hala seni seviyorum!" Diye ağlarken beni göğsüne bastırdı. Göğsünün titrediğini hissedebiliyordum. Sinirle omzuna vurdum "Gülme! Komik değil! Lanet olsun seni seviyorum!" Diye şikayet dolu sızlandım. Ben aptal ve acınası biriydim. Basit bir yemeği bile mahvetmiştim.
Sırtımı sıvazladığını ancak ağlamam azaldığında ve nefes alışlarım düzene girdiğinde fark edebildim. Bu sefer sessiz göz yaşları gelirken "Kıyafetini kirlettim." Diye mırıldandım ağlamaktan tıkanan burnum yüzünden boğul çıkan bir sesle.
Yeniden güldüğünü hissettim. "Olsun." Dedi. Durup geri çekildim ve ona yine çatık kaşlarla baktım. "Önünde rezil birisi gibi ağladım sızlandım sana hala seni seviyorum dedim ve senin tek söylediğin olsun mu?" Diye çıkıştım ve göğsüne vurdum "Sen hep böyle duygusuz pislik birisiydin. İyi ki terk ettim seni. İyi ki!" Diye konuşmaya devam edip kapıya yöneldim ama kilitli olduğunu unutup zaman kaybettiğim için kolumdan tutma fırsatı yakalamıştı. Kapıyla kendi arasındaydım şimdi, hava sıcaktı evet, ama onun sıcak nefesi daha da yakıcıydı. Kış günü üşüyormuşum gibi titredim. Elleri iki yanımdan kapıya yaslandı yavaşça. "Tek söylediğim bu değildi, bambina." Diye mırıldandı doğrudan kulağıma. O kırık pürüzlü fısıltı beni neredeyse yeniden titretecekti. Boğazımın sızladığını hissettim. "Come posso smettere di amarti?" Diye mırıldandı ve burnunu sürttü. Yutkundum. "İtalyanca bilmediğim için benimle dalga mı geçiyorsun?" Diye kızdım kısık sesle. Sırıttı, nefesi yine boynuma vurduğunda bir an beynim kontrolünü kaybedecekmiş gibi hissettim. Bedenimi çevirip sırtımı kapıya yasladı, alnını alnıma değdirdi. İzin ister gibi gözleri dudaklarımdaydı. Dudaklarımı yalayan nefesine ihtiyaç gibi uzanmak istedim. Yutkundum. "Bu mu senin yetişkin olmuş halin?" Diye yeniden durumun sıcaklığını dağıtmaya çalıştım ama artık sesim biraz önce olduğu gibi kendinden emin çıkmıyordu. Uzanıp alt dudağımı baş parmağıyla okşarken yeşil gözlerini gözlerime çevirdi. Güneşten dolayı yanmış teni, artık kısa kullandığı siyah saçlar, o kavisli burun... "Çirkin miyim?" Diye mırıldandı. Yüzünü bir kere daha istemesizce incelerken yutkundum. Lanet olsun bana bakarken niye bunu yaptım ki. Nefesim sıklaşmıştı. Hayır, onun sevgilisi vardı ve ben bok gibi görünüyordum.
"İlay," diye mırıldandı yüzü yüzüme birkaç santim daha yaklaşırken, burnu burnuma sürtündü. Hala ıslak köpek burnuna sahip olduğum için utanmalıydım, onu itmeliydim ama yapamadım. Sıcak, kesik kesik ve durmuyor da sanki koşuyor gibi kesik kesik nefeslerimiz birbirine karışırken yeniden yutkundum. Kontrolümü kaybetmiştim. Yumuşak dudaklar benimkilere sürtündü önce, sanki onu itmem için, onu reddetmem için son bir kez bana şans tanır gibiydi. Köprüden önce son çıkış kızım, diyordu. Ama yapamadım. Ben İlay, 27 yaşında iradesiz ve... lanet olsun onu parmak uçlarımdan saç telime kadar hala deli gibi seviyorum.
Düşünceler zihnimde, anılar da gözlerimin önünde akıp giderken ilk hamleyi yapan ben oldum. Ellerim boynuna dolanırken onu kendime çektim ve dudaklarını dudaklarımın arasına hapsedip inlemesine neden oldum. Lanet olsun. Üzerime doğru eğilip öpüşü derinleştirirken eli belimi kavradı ve beni sürükleyerek lavabonun mermerine oturttu. Bacaklarımın arasına girip eleri yırtmaçtan açılan bir bacağımın üst kısmına doğru hafifçe süzüldü. Öpüş özlem, umutsuzluk ve arzu doluydu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nefretten Aşka
Romanceİlay tamamen tesadüfen duyduğu konuşmalardan sonra okulun en belalısının yeni hedefi olmuştur ve dahası, bununla nasıl baş edeceğini bilemez.
