31.Bölüm
Sabah ön koltuk için acele etmedim.
Çünkü bugün Helin de var arabada.
Arkada onunla oturmam daha doğru olur tabi.
Okula vardığımızda Helin aceleyle bir yerlere kayboldu.
Neler karıştırıyor bu kız?
Bir ara mutlaka sorguya çekmem lazım hanımefendiyi.
"Alina!"
"Efendim?"
"Sana anlattıklarımın ne kadarını duydun acaba?"
Mahçupca gülümsedim.
"Sanırım hiçbirini"
Güldü.
"Diyorum ki ilk ders Helin'le oturabilirsin. Ama sonra bütün gün yanımdasın."
Sonra göz kırptı.
İstemsizce sırıttım.
Sonra yüzümü toparladım.
"Neden ilk ders hariç?"
"Helin'in bir sorunu var gibi de... Dertleşirsiniz belki kız kıza."
Ezra ne zamandır bu kadar düşünceli?
Gerçi Ezra'yı 5 gündür tanıdığım düşünülünce bunu fark etmemiş olmam normal.
"İyi düşünmüşsün."
Gülümsedi.
Helin gelince hemen sorguya çektim.
"Helin sen neredeydin?"
"Nerede olucam canım geldim işte."
"Bak benden gizli sevgili yaptıysan ve bana söylemiyorsan seninle çok pis bozuşuruz ona göre Helin."
"Olur mu öyle şey canım."
İşi şakaya vurup laf almak istedim ama bir şey demedi tabi.
Belki de ben büyütüyorum.
Bir şey olsa bana anlatırdı mutlaka.
Teneffüste Helin sınıftan çıkıp gitti yine.
Ben de Ezra'nın yanına geçtim tabi.
"Hoşgeldin."
Şöyle sırıtmasan olmuyor mu acaba?
Tam yanına oturdum ki Hande damladı.
"Alina bir gelir misin acaba?"
"Tabi."
Ezra bana soran gözlerle bakarken bilmiyorum anlamında omuz silktim.
Sınıftan çıkınca Hande'ye döndüm.
Yine ne söyleyecek acaba?
"Ya Alina neden Ezra'nın yanına oturdun?"
Şimdi ne desem boş.
Hande'yi kırmayıp öylesine oturdum desem ileride biz çıkmaya başlarsak sorun olabilir.
Evet bugün iyice düşüneceğim belki de kabul ederim teklifini.
"Ya Ezra yalnız kalmasın diye oturdum yanına."
"Bana söyleseydin ben otururdum. Hem sana benden hoşlandığını söylemiş ya o da memnun olurdu."
Hoşlandığını mı?
Hayır.
Tamam ben bir yalan uydurmuştum ama hoşlanıyor demedim ki.
"Hoşlanmak? Sadece güzel bulduğunu söylemişti seni."
"Aynı şey işte."
Ooo! Mantığa bak.
Neresi aynı acaba?
"Yok Handecim yanlış anlamışsın sen. Sanırım Ezra başka birinden hoşlanıyor."
Kızgınlıkla açtı gözlerini.
"Nereden çıktı şimdi bu?"
"Kendisi söyledi."
"Belki yanlış anlamışsındır."
"Sanmam. Neyse ben sınıfa gireyim de Ezra yalnız kalmasın."
Hande'nin delici bakışlarını üstümde hissederek geçtim sınıfa.
Biz çıkmaya başlasak bu kız beni parçalar herhalde.
"Ne diyormuş Hande?"
"Ezra, Hande'nin sana olan ilgisinin farkındasın değil mi?"
Sırıttı.
"Farkındayım. Konu o muydu?"
"Yanına oturdum diye bozulmuş sanırım biraz. Nedenini falan sordu."
"Sen ne dedin?"
"Ezra yalnız kalmasın diye oturdum dedim."
"Ben otururdum demedi mi?"
Bunu söylerken gülüyordu.
"Dedi."
Daha da keyiflendi.
Pis egoist.
Ben kızgın kızgın bakınca gülmesini durdurdu.
Kulağıma yaklaştı ve "O seninle değil benimle oturmak istedi, deseydin keşke" dedi.
Bu hoşuma gitti.
Gülümsedim.
Sonra Helin gelip sırasına oturdu.
Ve şaşkınca bize baktı.
Unutmuştu herhalde Ezra'nın yanına oturacağımı.
Zaten bu aralar bir şey var onda.
Anlayamadım bir türlü.
Bir şey dediğimde de ilginç ve ani tepkiler veriyor.
Neyse çıkar yakında kokusu.
Üstüne gidersem iyice anlatmaz şimdi.
Derste ben pür dikkat hocayı dinlerken Ezra'nın başka şeylerle uğraştığını fark ettim.
"Ne yapıyorsun sen? Not mu alıyorsun?"
Birden defteri kapatıverdi.
Bozulmuş bir şekilde yüzüne baktım.
"Derse dönsene sen."
Kollarımı göğsümde birleştirip sinirli bir şekilde önüme döndüm.
Dersin sonuna doğru Ezra dürttü.
Dönmedim ona.
Derse dön demişti sonuçta.
Ben de ders dinliyorum işte.
"Hey!"
Omuz silktim.
"Ya Alina bir kere bak. Sonra affetmezsen yine affetme."
Sırf merakımdan döndüm.
Defteri bana doğru uzattı ve parmağıyla tuttuğu sayfayı yavaşça açtı.
Gözlerime inanamadım.
"Bu, bu b-benim."
Kocaman gülümsedi.
"Benzemiş yani."
"Fena halde."
"Barıştık mı yani?"
Barışmaz olur muyuz.
Çocuk benim resmimi çiziyormuş bense gelmiş trip atıyorum.
"Özür dilerim."
"Gerek yok ki. Sen benden bir şey gizlesen ben de hemen öğrenmek isterdim."
Gülümsedim.
Sonra zil çaldı.
Helin'i de alıp yemekhaneye gittik.
Öğle arası Helin yine garipti. Sınıfa gideceğim dediğimde beni durdurdu.
Sonra iki dakika geçmeden hadi sınıfa gidelim diye tutturdu.
Bir la havle çekip sınıfa gittik.
Kapıyı açmamla şok olmam bir oldu.
Çetin arkadaşlarını almış bizim sınıfa gelmişti.
O çocuğun elindeki gitar mı?
Birden şarkıya başladılar.
Rüzgar... En sevdiklerimden biri.
Kitlenmiş gibi izlemeye başladım.
Bağırıp çağırıp sınıftan çıkmak istiyordum.
Ama aklıma güzel anılarımız gelip duruyordu.
Çetin böyle bir şarkı söylerken aksi mümkün değildi zaten.
Şarkı bitince yanıma geldi.
Önümde diz çöküp "Bana bir şans daha verir misin prenses?" dedi.
Küçükken hep prenses olmak isterdim.
Dinlediğim masallar yüzünden çok özenirdim prensesliğe.
Ülkemizin cumhuriyetle yönetildiğini öğrenince çok bozulmuştum mesela.
Çünkü ben prenses olacaktım büyüyünce, milletvekili falan değil yani.
Bir süre sonra cumhuriyeti kabullenmiştim.
Ama bu sefer de iyice saçmalayıp aileme neden İngiliz olmadınız ki sanki diye kızmıştım.
Kısacası prensesliğe takıntım var ve Çetin bunu çok iyi biliyor.
Şimdi durup düşünmemin tek nedeni de bana prenses diye hitap etmesi.
Her ne kadar beni aldatmış olsa da o benim ilk prensimdi.
Ve hâlâ benim hakkımda bir şeyler hatırlıyor.
Kalırsam kabul edip kollarına atlayacağımı bildiğim için sınıftan çıktım.
Tabi Helin de peşimden.
Ezra'nınsa yalnızca bakışları geldi peşimden.
Of! Birde o var.
Ezra'ya ne diyeceğim peki?
'Ben düşündüm de prenses olmak istediğime karar verdim. Kusura bakma Ezra.'
Iyh!
Helin'i sınıfa yolladıktan sonra gizli mekanıma doğru gittim.
Zil tekrar çalana kadar kafa dinlemem gerekiyor.
İki teklifin arasında kalınca düşünmekten başka yapacak bir şey gelmiyor insanın elinden.
Of, of!
-
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yeni Çocuk
JugendliteraturHayatı sırandandı. Ta ki yan eve birileri taşınana kadar...
