Bölüm 7

7K 775 61
                                        


Neredeyse yedi günün yirmi dört saatini beraber geçirdiğiniz birisinden uzak durmak kolay iş değildir ama Jungkook bir şekilde başa çıkıyordu.

Bir hafta içinde birbirlerinin gözlerine bakmadılar ve Jungkook'un iki eli ile sayabileceğinden daha az kelime konuştular. Herkesin fark ettiği fakat kimsenin hakkında bir şey söylemek istemediği bu büyük ve can sıkıcı karmaşa onu aşırı strese sokuyordu, içi içini yiyordu. Jimin çok sessizdi. Ve, Jungkook çok pervasızdı; Hoseok gece ikide, ter içinde boğulan vücudunu sürükleyerek uzaklaştırana kadar, prova salonunu bırakmıyordu. Taehyung'un söylediğine göre Jimin'in de spor salonuna sığındığını biliyordu. Jungkook onu her gördüğünde, gözleri çukurlarına gömülmüş, yüzü şişmiş ve dermansız gözüküyordu.

Başlayan konserler ve onunla birlikte gelen her şey; seyahat, provalar ve klostrofobik otel odaları yardımcı olmuyordu. Onu ve hayatını daha iyi kılan tek şey, sadece, yönetimin onu hala Namjoon ile aynı odada tutmasıydı. Genellikle ilk tercihi değildi, fakat Jungkook, her gün kızgın bir Jimin görmek yerine Mountain Troll benzeri horlamaları yeğlerdi.

Ancak, ikinci hafta geldiğinde, Jungkook, bütün günü beraber geçirdiği birine kızgın kalmanın hayli imkânsız olduğunu fark etti. Jimin de yanına uğramaya, yelkenleri suya indirmeye başlamıştı. Kameralar ya da diğer üyeler etraftayken ortaya çıkıyordu, hızlıca ortadan kayboluyordu ve her zaman hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

Jungkook da onun sürdüğü yolu izliyordu.

Jimin sahne arkasında Taehyung ile konuşurken, yanına sokuldu, bir elini omzuna dayadı ve Jimin'in elinin altında rahatladığını hissedebiliyordu. Sanki bunu bekliyormuş gibi, kasları Jungkook'un parmaklarının altında gevşedi ve Jungkook da iki haftadır ilk kez rahat nefes alabildi. Taehyung Jimin'in omzunun üzerinden gülümsedi ve Jungkook onun dediklerini, Jimin'in de kendileri gibi problemleri olan bir çocuk olduğunu hatırladı.

"Selam," Jimin sessizce selamladı. Jungkook bunu, bir kolunu onun omzunun etrafına sarmasının sorun olmadığının işareti olarak aldı.

"Selam."

Taehyung'un gözleri ikisinin arasında ok gibi dışarı fırladı, Jimin bakmıyorken Jungkook'a iki elinin başparmaklarıyla tam not verdi -thumbs up-. Bu, onda Taehyung'un yüzünü yumruklama isteği uyandırdı ancak bunun Jimin için biraz endişe verici olabileceğini düşündü. Onun yerine elini hafifçe aşağı doğru hareket ettirerek nazikçe Jimin'in pazularının etrafına sardı ve sırıttı. Jungkook'un bildiği tek bir şey varsa o da övgülerin tüm kapıları açabileceğiydi. "Her zamankinden daha fazla çalışıyorsun, hyung?"

Jimin omuz silkti. "Biraz."

İkisi de bunun nedenini bilmiyorlarmış gibi davrandı.

"İyi gözüküyor," dedi Jungkook gelişigüzel bir biçimde.

Jimin kısmen Jungkook'un göğsüne yaslanacak şekilde yakına, geriye gitti ve sonunda göz ucuyla bakarak iltifatını karşılıksız bırakmadı. "Teşekkürler."

Her ikisi de beceriksizce birbirlerine bakıyorlardı, her ikisi de geri çekilen olmak istemiyordu.

"Pekâlâ," Taehyung ellerini çırptı ve dudaklarını birbirine bastırdı, "Sanırım bir rötuşa ihtiyacım var."

Makyaj noona'larının toplandığı, geçen herkese son dakika pudrası ve dudak balsamı uyguladığı yere doğru döndü. Jungkook'un boynunun arkasındaki saçları diken diken olmaya başlamıştı.

Jimin'i sardığı kolundan serbest bırakırken arkadaşça sırtını sıvazladı ve Jimin mahcup bir gülümsemeyle bir adım uzaklaştı. Söylemek için çok belirsizdi ancak mahcup şekilde başı zemine doğru dönük askıda duran Jimin'in de utanmış olabileceğini düşündü.

"Diğerlerine katılmalıyız."

Jungkook başını salladı ve kelimelerin Taehyung'a geldikleri kadar kolay kendisine de gelmelerini diledi. Jimin'in uzaklaşmasını izledi. Hayatında bir kez olsun, en yakın arkadaşının beyninde varmış gibi görünen süzgecin eksikliğini kıskandı. O, duyguların; şeker gibi boğazının arkasına yapışan bütün aşırı duygusal, vıcık vıcık yapışkan kelimelerin insanı değildi. Taehyung ikinci kere düşünmeden kelimelerinin etrafa saçılmasına izin verirdi, ancak Jungkook, ağzından tek bir güven verici kelime salıvermek için mücadele ederdi.

Sadece, Jimin'in Taehyung'un ona söylemiş olduğu şeyleri bilmesini istiyordu. Sunduğu tek şey omzunun etrafında bir el olsa bile, Jimin'in her şey için ona gelebileceğini bilmesini istiyordu. Nasıl Jimin, her şeyin iyi olacağına dair güvence verirken, her zaman onun için oradaysa, Jungkook'u sakinleştirmek için, evden, endişelerinden konuşmak için derhal hazırsa; kendisinin de onun için orada olduğunu bilmesini istiyordu. Jimin için o kişi olmak istiyordu, ancak nasıl olacağını bilmiyordu. Kendisine itiraf etmek zordu ancak o hala ve sadece bir çocuktu.

Bunların hiçbiri hakkında bir bok bilmeyen bir çocuk.

"Hyung?" Jungkook birdenbire çağırdı, Jimin ona döndüğünde yutkundu.

"Hmm?"

Jimin yaklaştığında, kalbi boğazında atmaya başladı ve kelimeleri dışarı çıkarmaya çalıştı, en azından herhangi bir kelimeyi.

"Ne oldu?"

"Wing-chun!" Panikledi, şakacı bir şekilde Jimin'in bacaklarına tekme atarken kolları yukarı tırmandı.

Tam bir şapşal.

Jungkook'un hayatını gözlerinin önünden geçirdiği anda bir sessizlik oldu, ama sonra Jimin kahkaha atmaya başladı. Başını arkaya attı ve kahkahaları -Jungkook'un kalbini şişleyen, baldan tatlı kahkahaları- fokurdarken havayı doldurdu. Jungkook gülümsedi, en azından bunu yapabildiğine sevindi.

"Yaramaz çocuk," diye sataştı Jimin, bir eliyle omzuna vururken.

Jungkook sırıtışını durduramıyordu.

girdap Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin