Bunu yazan kız kör ve felç oldu...
Bu arada evet bölüm geldi sevinebiliriz laşskdalşsksdşla
Eğer uykunuz ya da yarın sınavınız falan varsa okumayın çünkü bölüm baya uzun oldu, sebebiniz olmak istemem
Ve yine uyarayım bölüm çok güzel oldu bence bilmiyorum bence oldu yani tabii bu arada boyun düzleşmem azdı aranızda hastane masrafımı karşılamak isteyen var mı?
İyi okumalar
---
Pazar günü Chanyeol'ün evinde olan rezaletin üzerinden iki gün geçmişti. Rezalet dediysem rezil olan tek şey bendim. Chanyeol'ün beni banyoda kıstırmasından başka kayda değer bir şey olmamıştı. Tıpkı şu geride kalan iki günde önemli bir şey olmadığı gibi.
Bir şey olmamıştı çünkü ne benim, ne Chanyeol'ün ve büyük ihtimalle Tanrı'nın da kontrolünde olmayan şeyler gelişmişti. Çarşamba sabahıydı. Acelem olmasına rağmen çalışmamakta inat eden arabamla mücadele ediyordum. Çalıştığım hastane ülkenin en büyük hastanelerinden biriydi. Macau, Taiwan ve Vietnam'da da aynı hastaneden olduğuna göre sanırım ülkenin en büyük hastanelerinden biri değildi. Bizzat en büyük hastanesiydi.
Bu büyüklüğün elbette getirileri vardı ve bu getiriler yüzünden yorgunluktan ölüyordum. Ben çalıştığımdan beri ortaya çıkmayan hastanenin pay ortakları bu hafta içinde herhangi bir gün gelebilirdi ve bütün çalışanlar alarm vermiş durumdaydı. Ben hariç, ben bu alarmın defalarca erteleme tuşuna bassam da sonuç olarak iki gündür işten geç çıkıyordum ve acı bir şekilde erken gidiyordum.
Nefes alacak halim bile yoktu. Her gün en az iki defa eğitim için dönüşümlü olarak idari kata çağrılıyorduk ki bunun ne anlamı vardı anlamıyordum. Dediğim gibi zaten en iyisi burasıydı. Daha ne yapılabilirdi ki? Etten ve kemikten oluşan birkaç insan ziyarette bulunacak diye kraliyet töreni hazırlamanın anlamı yoktu.
Ben sadece denetlenmek ve eğitim almakla kalıyordum çünkü yaptığım şey basitti. Örneğin aynı şeyi Jaehyun için söyleyemeyecektim çünkü hastanenin bütün maddi yükümlülüğü onun ve birkaç kafasız arkadaşının omzunda olduğu için benim olabileceğimden daha yoğundu. Öyle ki dün gece eve gitmek yerine çalışmıştı. Bu durum hoşuma gitmiyor değildi. O da bir şeyler için gece gündüz çalışmayı öğrenmeliydi. Kötü habere gelecek olursak, bu durumda onunla konuşabileceğimi sanmıyordum.
Bir de sır vermem gerekirse Pazar akşamı eve gelir gelmez internetten yüzlerce iş ilanı bakmıştım ve şu anda aldığım maaşı bana verebilecek, çeyrek doktor arayan hiçbir yer yoktu. Kafede ya da mağazada çalışabilirdim ama anca kiramız kadar maaş alırdım. Ben faturada ödemeden yaşayabilirdim, karanlıkta oturmayı seviyordum ama sanırım Sehun karanlıkta çizemezdi. Onu geçtim çizim bilgisayarı sanırım elektriksiz çalışmıyordu.
İş bulma umutlarım sona erse de en azından arabam hala benimleydi ve kendimle girdiğim bu uzun konuşma sırasında çoktan çalışmış ve yolu yarılamıştı. Sabahın bu saatinde işe gitmenin kötü taraflarından binincisi de trafiğe kalıyor olmamdı. En azından şefimizin bir zamanlar seks arkadaşım olması işime geliyordu.
Arabamı milyon dolarlık arabaların arasına park ederek hastaneye yürüdüm. Sezilerim bir anda devreye girdi ve bir süre onları dinledim. Bugün kesinlikle hoş şeyler dönmeyecekti. Bunu hissediyordum.
"Neredesin sen?" Kapının girişinde beni sıkıştıran Hanseok'a sinirle baktım. Tamam geç kalmış olabilirdim ama kolumu sıkarak beni azarlama hakkını kendinde görmemeliydi.
