"Hamileyim."
Chanyeol üzerime ağzındaki bütün limonatayı püskürtürken tiksinerek peçete ile ıslanan kollarımı sildim.
"Tamam, işte bu beklenmedik oldu." Normalde bu işe karışmak gibi bir niyetim yoktu. Sadece izleyip görecektim. Ama Chanyeol derin bir nefes alarak kendisini sakinleştirdikten sonra anlayışlı bir ifadeye bürününce olaya el atmam gerektiğini fark ettim.
"Chanyeol kendine gel kız hamileyim diyor!" Diye bağırdım. Oturduğumuz kafedeki insanların bize bakması o an önemli değildi.
"Hay aksi. Bu seni kızdırdı mı yoksa?" Dibi gelmiş uzun turuncu saçlarını arkaya savurarak kollarını önünde birleştirdi. Daha 17 yaşında olmasına rağmen bu özgüveni nereden buluyordu bilmiyorum. Fakat biraz daha bana küçümseyerek bakarsa makyajlı yüzünü masaya yapıştırmakta gecikmezdim.
"Evet! Tabii ki de sinirlendirdi!" Onun oyununa gelip ona bağırmak istemiyordum ama bunu yapmam için adeta beni zorluyordu.
"Hayatım." Chanyeol geniş bir gülümseme ile bana dönüp kollarımı aşağı yukarı sıvazladı. "Ne konuşmuştuk? Sinirlenmiyoruz ve olumlu yaklaşıyoruz." Beni bırakıp kıza döndü. "Biz seni anlıyoruz tatlım. Şu an sinirliyiz ama bu düzeltilemeyecek bir şey değil." Bana kafayı yedirtiyordu bu dangalak herif. Duygularımı kontrol edemiyordum.
"Ne saçmalıyorsun?" Dişlerimi ve yumrularımı sıkarak sordum. Benim öfke kontrolüm en fazla böyle oluyordu.
"Hayır Baek, ne öğrenmiştik? Öfkemizi kontrol altına alıp ses tonumuzu alçak tutuyoruz ki karşımızdaki insanlar kırılmasın. Negatif enerjiyi pozitif-"
"Chanyeol kapa çeneni!" Chanyeol terapistimizin cümlelerini bana tekrarlarken daha da sinirlenmiştim. "Kız hamile olduğunu söylüyor ve sen kalkmış sakin olmaktan bahsediyorsun."
"Evet, çünkü bunu çözebiliriz." Duraksadı. "Hey, onu benim hamile bıraktığımı düşünmüyorsun değil mi?"
"Ne?" Karşımdaki kızla aynı anda bağırdık. "Ölürüm de seninle birlikte olmam."
"Seni küçük!" Durumun sinir bozuculuğunun yanı sıra bunu komik bulmuştum. İş Park Chanyeol ve onun yüce egosuna gelince terapide öğrendikleri yalan oluvermişti. "Doğru konuş! Ben senin babanım."
"Hayatım..." Chanyeol'ün ellerini tuttum. "Ahh, ne öğrenmiştik ama. Hani bağırmak yoktu?" Bana gıcık olmuş bir şekilde bakmasının ardından derin bir nefes bıraktı.
"Haklısın. Sakin olmam gerekiyor. Taehee, seni anlıyoruz. Ailen olarak yanındayız ve seni sonuna kadar dinleyeceğiz. O yüzden şimdi anlat bana, bu nasıl oldu? Nasıl hamile kaldın?" Taehee ile birlikte başımıza geri atarak bağırdık. Chanyeol gerçekten salağın önde gideniydi.
"Cidden mi? Nasıl hamile kaldığımı mı dinlemek istiyorsunuz. İğrençsiniz."
"O dinlemek istiyor. Ben değil." Taehee'yi gördüğüm günden beri sevmemiştim. Sadece Chanyeol'ün hevesini kırmamaya çalışıyordum.
"Sizin derdiniz ne? Hamile olduğumu söylüyorum. Sözde ailem olarak bir şey demeniz, bir şey yapmanız gerekmez mi?" Bana kalsa çoktan onu saçlarından tutup aldığım yere geri götürmüştüm. Lakin Chanyeol hala modern aile olayında kararlıydı.
"Biz sana yardım etmeye çalışıyoruz bitanem. Tıpkı ailen gibi."
"Bakın, ailem beni uyuşturucu pazarlama işinde kullanırdı. Yani demem o ki ailem olmayın daha iyi." Güzel bir noktaya değinmişti. Ben de ailesi olmak istemiyordum ama Chanyeol işte. "Hamileliğim sizi gerçekten kızdırmadı mı?" Benim açımdan kızın bu tavırları önemli değildi. Fakat Chanyeol açısından üzülüyordum. Taehee'ye değer veriyordu.
