Ali Samet'in vereceği iki sınavı vardı. Bu da dedeyle tanışmama sekkiz dokuz gün falan vardı demek oluyordu. Onunla konuşmak, maceralarıyla tanışmak için acele ediyordum fakat işlerimi yoluna koymak için bu on güne de ihtiyacım vardı. Hikayenin devamını yayımlayıp yayımlamama konusunda kararsızdım. Derginin yayım yönetmeniyle konuşmam gerekiyordu bu konuda. Önce ne söyleyip söyleyemeyeceğimi tarttım. Peki ne deyecektim? Hikayemin kaçağı yaşıyor ve ben bu yüzden onu yayımlamaktan vazgeçtim mi diyecektim? Belki o adamın konuşacakları hikayemde değişiliker etmeme sebep olabilirdi de bunun köklü değişiklik olacağını sanmıyordum. Pekala dedenin anlattıklarıyla ikinci kitabı yazabilirdim.
'Gel fazla umutlanma' dedim kendi kendime, ne malum, o adamın senin o kaçak olduğu. Belki o değildir. O yıllarda- otuzlu yıllardan bahsediliyor- neredeyse her kişinin taleyi aynıydı. Pekala kendi hayatıyla özdeşleştirmiş olabilidi. Yaşlı adam sonuçta, şimdi seksen doksan yaşlarında olması gerekiyordu, her ayrıntıyı hafızasına da saklayabilecek değildi.
Yeni düzenin etkisiyle yüzlerce yeni gazete ve dergi çıkmasına karşın bazıları - okuyucu azlığı yüzünden- bir iki sayı sonra sonra kapanmak zorunda kalmışlardı. Şayet kararımdan vazgeçersem, böyle devamı beklenilen bir hikayeyi yayımlamamakla okuyucuları kandırmış duruma düşer, hayli okuyucu kaybedebilir ve kapanan dergi sıralarına dahil olurduk. Dergimiz Edebiyat dergisi olması özelliğiyle yakın geçmişin yazar ve şairlerinin heyecanlı yazılarını yayımlıyor. Onların acı taleyine ışık tutuyor. Gündemin nabzını tutabilme becerisiyle insanların tarihi geçmişlerini öğrenme merakını giderir, bu da okuyucu kitlesinin artışına neden oluyordu.
'İnşallah odur' diye kendimi teskin ederken hikayenin devamını yayımlamaya ve bu durumdan şimdilik kimseye bahsetmemeye karar verdim.
Garip bir şekilde adamın -o olursa tabii- yaşadığına sevinmemem beni şaşırtmıştı. Oraya gidecektim, adam bana geçtiği hayat yolunu anlatacaktı, ben de kaleme alacaktım, o kadar. Biran kendi düşüncelerimden utanmam gerektiğini düşündüm. Ve bu duygu biliyorum ki gerekiyor diye oluşmuyordu. Sebebi her neydise o adamın yaşadığına sevinemiyordum. Seviniyordum da başka tür seviniyordum. Galiba duruma kazanç kapısı gibi bakıyor gibiydim. Kendi kendimle konuşarak böyle düşünmemin normal olduğu kanısına vardım-sonuçta anneannemin durumu ortadaydı- ve vicdanımın rahatlamasıyla hikayemin diğer kısmını yayıma hazırlamaya koyuldum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SURAYE (Tamamlandı)
Ficción GeneralSuraye Wattys 2020 Tarihi Kurgu Kategorisi kazananı. "Suraye" tarihi olayların yer aldığı sürükleyici bir hikaye. Azerbaycan halkının Sovyet döneminde yaşadıklarının akıcı bir dille anlatıldığı bu kitap okuyucunun dönemle ve halkın yaşamıyla yak...
