Meleknaz(45)

648 107 40
                                        

Elinden bavulunu alıp yere fırlattı. Tahta bavul açılıp içindeki eşyalar- elbiseler, kitaplar yere saçıldı. Meleknaz bavula doğru koştu. Dizüstü yere çöktü, yanında annesine bağıran amcasına aldırmadan, ters dönmüş bavulu düzeltip kapağını kapattı. Önce elleriyle, ardından elbisesinin koluyla toza bulanmış kapağını sildi. Suraye kaynının bağırmalarına mahal vermeden yere çökmüş kızının yanına oturdu. Ona sarılıp başını göğsüne sıktı, saçlarından öptü ağlayarak.

Şu ana kadar ağlamayan Meleknaz, annesinin de ağlamasıyla gözündeki yaşları durduramadı.

Kadir  toprak yola saçılmış elbiseleri toparlayıp kızın elinden çekip aldığı bavulun içine koydu gelişi güzel.

"Hadi kalkın," deyip her ikisini  yerden kaldırdı.

"Haydi eve" diyerek çekiştire çekiştire avluya soktu onları. Kapıdan içeri girer girmez bavulu tekrar yere fırlattı.
Kadir  öfkeyle bağırıyor;

"Şu ana kadar beni adamdan saymadınız, bu evde yokmuşum gibi davrandınız. Ne oldu he, Suraye Hanım, acın var deyip rıza gösterdim, başına bıraktım, sen ne yaptın? Yine kafanın dikine gittin. Bu evde bir erkek var, büyüğümdü deyip izin alma gereği bile duymadın." diye konuşuyor,
avluda  o başa bu başa giderek sinirle el kolunu sallıyordu.

"Kadın, senin derdin ne, kardeşimin başını yedin, oğlunun başını yedin, şimdi de kızına mı geldi sıra?"

Bir anlık söylenmeyi kesip karısına seslendi sinirle.

"Gülcennet, Gülcennet, bir bardak su ver bana...İlle de delirteceksiniz adamı." deyip çardağa geçti. Yine durmadı.

"Bu günden bu evde benden izinsiz tek bir adım bile atılmayacak.
Kızına da söyle, dizini kırıp otursun evde. Kapıdan tek adım dahi dışarı atarsa ayaklarını kırarım. Evlenecek yaşa gelmiş, gezmek, tozmak peşinde." diyerek elini sallayarak tehtit savurmaya devam etti.

Gülcennet çarçabuk kuyudan su çıkarıp bardağa döktü, içmesi için kocasına uzattı. Kadir suyu  kafasına çekip, boş bardağı karısına geri verdi.

"Birini de süz. Sinirden dilim damağım kurudu." O bardağı da alıp başına çektikten sonra tahtın üzerine koyulmuş mindere oturdu.

İçtiyi su bile sinirini yatıştırmamış,  sinirli sinirli konuşmasına devam ediyordu.

"Kız kısmının ne işi var şehirde. 'Okumaya gidiyor.'  Sen onu benim külahıma anlat"

Suraye sabahtan beri susup durmuştu. Ama bu lafından sonra dayanamayıp kaynına cevap vermek zorunda kaldı.

"İnsaf et Allah aşkına,  bu güne kadar neyini gördün ki kızın böyle konuşuyorsun. Kızım gezmek peşinde değil, okumak peşinde. Abisinin yapmak istediğini yapmak için gidiyor. Onun arzusunu yerine getirmek için, babasının hayalini gerçekleştirmek için gidiyor."

Kadir ayağa kalktı oturduğu minderden, Suraye'nin üzerine yürüdü bu kez de.

"Kadın, sen hala konuşuyor musun? Ne hayasız, ne edepsiz kadınmışsın sen?" deyip bu kez elini kaldırdı onu vurmak için ama kendini tutarak;

"tövbe estağfürüllah,günaha sokacak beni. Ne beklenirdi ki, kocası hapisteyken kocaya kaçan birinden?" deyip elini geri çekti.

"Yapma abi, böyle söyleme, olanları biliyorsun."

"Olanları biliyormuşum. Ben hiçbir şey bilmiyorum, bilmiyormuşum da. Bildiğim tek bir şey var, o da çoluğunu çocuğunu bırakıp kardeşimle kaçman."

SURAYE  (Tamamlandı)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin