Gözlerimi açtığımda hava kararmıştı ve hala ormandaydım. Etrafıma bakındığımda Jorden'in birkaç adım ileride telefonla konuştuğunu gördüm.
"Halletmeye çalışıyorum, merak etmeyin." Karşı taraftaki sesleri de duyabileceğimi biliyordum. Fakat bir yandan da bunu yapmakta kararsızdım. En son kararsızlığımın kurbanı oldum ve konuştuklarını dinleyemeden Jorden'in beni fark ettiğini söylediklerinden anladım.
"Demek uyandın?" Arkası dönükken uyandığımı nasıl fark edebilmişti bu adam?
"Hey, nasıl fark ettin beni?" Jorden kahkaha atarak bana döndü, telefonu çoktan kapatmıştı.
"Yüz seksen iki yıllık bir vampir olduğumu unuttun herhalde?" Gözlerimi devirdim ve ayağa kalktım.
"Şimdi anlat bakalım, neler oldu?" Olanları düşününce içim ürpermişti. O konudan bahsetmek asla istemiyordum fakat Jorden'in bilmesi gerekiyordu. Bana yardım etmesi için bunu bilmeliydi.
"Avlanmak için gelmiştim buraya. Deli gibi açtım. Birkaç ses duydum, insanlar kamp yapıyorlardı sanırım. Uzaklaşmak istedim, sonra... O geldi. Mezarlıkta ki adam. Beni dönüştüren adam..." Jorden dikkatle beni dinliyordu.
"Birkaç şey saçmaladı, onlara zarar vermemi istedi açık açık. Yapmadım ama. Yapamazdım. O gün beni ısırdığında ki o acıyı hala hatırlıyorum. Böyle bir şeyi ben, bir başkasına yaşatamazdım." Gözlerim dolmaya başlamıştı. Bunu engellemek için derin bir nefes aldım ve gökyüzüne bakmaya başladım. Bulutsuz gökyüzünde yıldızlar tüm berraklığıyla görünüyordu.
"Gösterdiğin iradeye hayran kaldım açıkçası. Yeni dönüşmüş çoğu vampir insan kanına karşı savunmasız kalır. Ama sen iradeni kullandın ve insan kanıyla beslenmedin." Evet insan kanıyla beslenmemiştim fakat bunu deli gibi istediğim gerçeğini de es geçmemek gerekiyordu
"Şimdi gitmem gerek, daha sonra görüşürüz." Jorden tam gidecekken onu durdurdum.
"Kim o adam? Benimle derdi ne?"
"Bunu henüz bilmemen gerekiyor Mia, daha sonra her şeyi öğreneceksin. Biraz zaman..."
Gözden kaybolurken Jorden, bende dolan gözlerimden birkaç damla yaşı serbest bırakmıştım.
--
Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken eve doğru yürüyordum. Saat epey geç olmuştu. Eric onlarca mesaj atmıştı fakat hiçbirine geri dönmemiştim. Kafam dağınıktı ve toparlayamıyordum. Bu halde Eric ile konuşmak istemiyordum. Telefonumun yedinci çalışında dayanamadım ve Eric'in aramasına cevap verdim.
"Mia! Tanrı aşkına neredesin bunca saattir? Bir şey oldu sandım!" Eric'in sinirli ve endişeli sesini duymak anında pişman olmama yetmişti.
"Sevgilim, özür dilerim. Başıma onca şey geldi. Lütfen... Soru sorma, ben iyiyim." Ona anlatamayacağım şeylerin ağırlığıyla doluydu yüreğim.
"Neredesin? Yanına geliyorum." Evin önüne gelmiştim bile.
"Eve giriyorum şimdi." Eric telefonu yüzüme kapattığında yola çıktığını anlamıştım. Onu gerçekten endişelendirmiş olmalıydım. Derin bir nefes aldım ve bahçe kapısından içeri girdim. Bahçedeki salıncağa oturdum ve Eric'i beklemeye başladım. Gecenin bir yarısıydı ve etraf çok sessizdi.
Birkaç dakika sonra Eric'in arabasının sesini duydum. Hızla arabadan inip yanıma koşarken yüzündeki ifadeden rahatladığını anlamıştım. Bana sarılırken ise hızlanmış kalp atışlarını duyabiliyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Liseli Vampir
VampireAilesinin ölümünden sonra tek bir ısırıkla hayatı değişen Mia'nın bundan sonra hayatını nasıl şekillendireceğine dair hiç bir fikri yoktu. Onu bekleyen türlü zorluklar vardı önünde. O ısırık onun hayatının dönüm noktasıydı. Aynı zamanda geçmişinden...
