Saatlerdir odamdan dışarı çıkmamıştım. Emily birkaç kere kontrole gelmişti fakat iyi olduğumu söyleyip gönderiyordum onu. Bir şeyler anlamasından korkuyordum aslında fakat şuan bunu düşünemeyecek kadar yorgundum. Dün gece olanlar beni oldukça korkutmuştu. Fakat James'ten ya da Anna'dan değil, kendimden korkmuştum. Sokak ortasında masum bir insanı öldürmek üzereydim. Büyünün etkisi öyle kuvvetliydi ki, bütün gece kan içsem de doyamayacaktım sanırım. Jorden'a ise hayatım boyunca minnettar kalacağımı biliyordum. Bir insanı öldürmekten son anda alıkoymuştu beni.
Bunu düşünmek tüylerimi ürpertiyordu. Katil olmak istemiyordum. Olduğum şeyin, vampirliğin, doğasında olsa bile bu. Öldürmek bizim doğamızda vardı. Böyle olmak istemiyordum. Bir katil olmaktansa ölmeyi yeğlerdim.
Ve Anna.
O kızda bir şeyler olduğunu nasıl fark edememiştim anlamıyordum. Pek fazla konuşmasak da bana gayet iyi davranmıştı her zaman. Eric'i ise bu işe dâhil ettiği için ondan nefret ediyordum. James ve Anna'nın bana ne yaptıkları umurumda bile değildi. Fakat etrafımda ki insanlara dokunurlarsa eğer, işte o zaman yapabileceklerimi ben bile düşünemiyordum.
Kapının tıklatılmasıyla gözlerimi o tarafa doğru çevirdim. Emily elinde bardaklarla kapıda bekliyordu.
"Girebilir miyim?" Gülümseyerek başımı salladım. İçeri girip yanıma gelirken Emily, yağan karı izlemeye devam ettim.
"Parti nasıldı canım?" Elindeki kahvelerden birini bana uzattı. Kahvemden bir yudum alırken dün geceyi düşündüm. Hayatını kaybeden onlarca genç... Her yer kan, korkmuş insanlar. Kaçışan, bağıran, işte birde ben; Katil olmaktan son anda paçayı sıyıran, ben.
"İyiydi." Ve bunların hepsini içimde tutmak zorundaydım. Emily ile konuşmak istiyordum fakat tüm bunları ona nasıl söyleyebilirdim ki?
Emily elini elimin üzerine koyarken bana buruk bir şekilde gülümsedi.
"Sorun ne Mia?" Aldığım nefesler yetmiyordu sanki. Çok fazla sorun vardı. Çok fazla. Ama yine de ailemin ölümü sanırım bunların başını çekiyordu.
"Onları çok özlüyorum..." Gözlerim dolmaya başlamıştı. Emily'nin de benden farkı yoktu.
"Bende özlüyorum canım. Hem de çok." Birkaç damla gözyaşı düştü sonra yanaklarıma. Emily'e sarıldım. Kollarını bana dolarken oda ağlamaya başladım. Saatlerce ağladım.
Olan onlarca şeye ve elimden hiçbir şey gelmeyişine ağladım.
--
JAMES
Keyfim oldukça yerindeydi. O kızın acı çektiği her an ben iyi oluyordum. Ve daha da fazla acı çekecekti. Yaşadıklarımın hepsini ödetecektim ona. Ailesi hak ettiğini bulmuşken onun yaşamasına, nefes almasına dayanamıyordum. Eninde sonunda istediğimi alacaktım.
"Sıradaki planımız ne?" Anna'nın düşüncelerimi bölen sesine kulak verdim. Sıradaki planım basitti. Tabii Anna becerebilirse.
"Audrey'in bana yaptığı bir büyü. Güçsüz kalmamı sağlamıştı. Yeteneklerimi kullanamaz olmuştum. O aptal muhtemelen yeteneklerinin daha farkına varmamıştır. Senin yapacağın onu güçsüz kılmak. Yeni vampir olduğu için bir insandan farkı kalmaz. Bu işime gelir." Anna planımızdan memnunmuşçasına gülümsedi.
"Büyü sende var mı? Kahretsin ki büyü kitabım mecliste kaldı. Oraya tekrar gidemem, işimi bitirirler." Merdivenden kalktı ve mekân içerisinde ileri geri yürümeye başladı.
"Senin için hayatımı tehlikeye attığımın farkındasındır umarım." Anna'ya sırıtırken kalktım ve yanına doğru yürüdüm.
"İşte bu yüzden seni seviyorum güzelim." Şu kıza attığım yalanların haddi hesabı yoktu sanırım. Açıkçası umurumda pek değildi.
"Tüm bunlar bitince, birlikte olabilecek miyiz?" Sağ kurtulursan neden olmasın. Gülmemeye çalışırken Anna'nın yüzünü avuçlarım arasına aldım ve dudaklarına yapıştım.
"Elbette. Ama önce şu işi bitirmemiz lazım." Tam Anna'dan ayrılacakken ebin kolumdan tutup kendine çevirdi.
"Bu kız sana ne yaptı? Bu kadar ölmesini istiyorsun?" Sorduğu soru karşısında duraksarken gözüm seğirmeye başlamıştı. Anna'nın kolumu saran ellerini çektim ve bileğini sıkarak konuştum.
"Bu bilmen gereken bir konu değil. Dediklerimi yap yeter." Anna korkuyla geri çekilirken cebimden büyünün yazılı olduğu kâğıdı çıkardım ve kıza uzattım. Ardından bir şey demesine fırsat vermeden çekildim.
"Anna'ya ait olan bir şeye ihtiyacım var. Sende var mı bir şeyler?" Derin bir nefes aldım ve cebimden yıllar önce o girdiğim evde Mia'nın boynundan koparabildiğim kolyeyi çıkardım. Kolyeye göz ucuyla bakarken ucunda ki melek simgesi gülmeme neden olmuştu.
"Ne melek ama..." Mırıldanırken kolyeyi Anna'ya uzattım.
"Bu işini görür her halde." Anna başını sallarken ben mekanı terk etmiştim. O kız bunu hak ediyordu. Hem de sonuna kadar!
Ben, benden istenileni yerine getirmiştim. Benim bir suçum yoktu! Ailemin intikamını alacaktım. Bana yapılan onca şeyin intikamını alacaktım. Almalıydım.
Anılar gözlerimin önüne gelirken bu canımı yakıyordu.
"Marcus yapma! Öldürdüm yemin ederim!" Beni dinlemiyordu bile. Gözü dönmüştü. Korkuyordum. Hem de çok korkuyordum.
Marcus bana küçümser bir bakış atarken konuştu.
"Ne yani? Kardeşim, Thomas, bana yalan mı söylüyor?" Ağlamak üzereydim. Bundan kaçamazdım. Bundan kurtulmamı sağlayacak hiçbir şey bile yoktu.
"Ah bakın kimler gelmiş?" Arkamı dönerken Jorden'ı burada görmeyi beklemiyordum. Bana doğru yürüyüp yanımdan geçip gitti ve Marcus'un kulağına birkaç şey söyledi. Marcus'un vahşi gözleri beni bulurken yüzünde ki o ifadeden yolun sonuna yaklaştığımı anladım. Ya beni öldüreceklerdi ya da ailemin peşine düşeceklerdi. Onlarınsa ne benden ne de bu olanlardan haberleri vardı.
"Beni al. Onlara dokunma, lütfen..." Marcus'un alaylı tavrı geri dönerken gözlerimi Jorden'a dikmiştim.
"Üzgünüm..." Jorden'ın dudaklarını okumuştum. Beni ele verdiğini anlayışım ise suratıma bir tokat gibi çarpmıştı.
"Bir düşüneyim... Seni mi almalıyım, yoksa aileni mi?"
"Jorden, sen ne düşünüyorsun bu konuda?" Ardı ardına gelen tehditkâr cümleleri sinirimi bozuyordu. Beni alsa bu iş bitecekti!
"Kararımı verdim." Kalp atışlarım hızlanırken o, çığlık çığlığa yalvarmama neden olan kararını açıkladı.
"Ailesini öldürün. Hem de gözünün önünde. Bu ona iyi bir ders olur." Dudağının kenarıyla sırıtırken Marcus iki kişi beni kollarımdan çekip sürüklemeye başladı. Çığlıklar atıyordum. Ona yalvarıyordum fakat affetmeyeceğini de biliyordum. Onun için hataların affı olmazdı. Ve en ağır ceza verilmeliydi. Benim cezam ise, ailemin ölümünü izlemekti...
İzlemiştim de. Gözlerimin önünde nasıl can verdiklerine şahit olmuştum. Bağırışları hala kulaklarımdaydı. Annem, babam, kardeşlerim... Bunların hepsi onların suçuydu! En ağır şekilde ölmeyi hak ediyorlardı.
O gün intikam yeminimi etmiştim. Sonuçları ne olursa olsun, ne kadar sürecekse sürsün, o kız ve Jorden, ikisinin de işini bitirecektim.
--
Bölüm hakkında ki görüşleriniz?
Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Görüş ve eleştirileriniz benim için önemli.
Bana ulaşmak isteyenler için;
İnstagram; Thmerff
Twitter; Mervebstncc
Sizi seviyorum. ♥
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Liseli Vampir
VampireAilesinin ölümünden sonra tek bir ısırıkla hayatı değişen Mia'nın bundan sonra hayatını nasıl şekillendireceğine dair hiç bir fikri yoktu. Onu bekleyen türlü zorluklar vardı önünde. O ısırık onun hayatının dönüm noktasıydı. Aynı zamanda geçmişinden...
