Bölüm -31-

121 9 0
                                        

Annabell'in Ağzından

Kapıyı hafifçe aralayıp baktığımda Chris eline geçirdiklerini sırt çantasına tıkıyordu. Sinirli değildi ama kendinde gibi de gözükmüyordu. Haberi aldığından beri tepkisizdi ve bu hali beni daha da ürkütüyordu. Jane ailesinin İngiltere'de yaşadıklarını söylemişti. Boğazımı hafifçe temizlediğimde bana baktı.

"Gelebilir miyim?" dediğimde hafifçe gülümsedi ve önüne dönüp işine devam etti "Benimle gelmek isteyeceksin değil mi?" Cevap vereceğim sırada omuz silkti "Tahmin etmesi zor değil."

"Gelme diyeceksin."

"Uçak bileti bulsan iyi olur. Güçlerini kullanmadığına göre ışınlanamayız değil mi?" Kaşlarımı yukarı kaldırdım "İtiraz etmeyecek misin?"

"Sadece şu lanet olası biletleri ayarla Annabell."

***************

Uçağın kalkması için beklerken başımı yana çevirip gözleri kapalı olan Chris'e baktım. Evden çıktığımızdan beri söylediği tek şey cam kenarına oturmam gerektiği olmuştu. Gözlerini açmadan "Beni izlersen uyuyamam ve aklımı boşaltmak için uyumaya ihtiyacım var." dediğinde başımı cama çevirdim ve sonunda uçağın yavaş yavaş kalkmaya başlamasıyla yerimde dikleştim.

"Gerginsin?"

"Gergin değilim."

"Sadece gergin olduğunda omuzlarını dikleştiriyorsun." Gözlerimi kaçırdım.

"Daha önce uçağa binmedin mi?"

"Bindim. Sadece yükseklikten fazla hoşlanmıyorum."

"Peki bindiğinde ne yapıyordun? Yani rahatlamak için?"

"Sadece bir kez bindim. Onda da Max yanımdaydı. İnene kadar elimi tutmuştu." Max'ten bahsettiğim anda gelen yaşları akmadan geri ittim. Elini elimin üstüne koydu ve beni kendine çekip göğsüne yasladı ve koluyla omzumu sardı.

"Destek olması gereken kişi benim, sen değilsin."

"Uyumazsan bu yol bitmeyecek. O yüzden sadece uyu." Gözlerimi kapamamdan bir süre sonra kulaklarımda çınlayan "İniş sırasında lütfen kemerlerinizi bağlı tutunuz." seslegözlerimi açtım. Hala Chris'in göğsünde yatıyordum. Doğrulup ona baktığımda başını geri yaslamış hala uyuyor olduğunu gördüm. Tamamen doğrulup kısık sesle "Chris," diye seslendim "iniyoruz." Hafifçe gözlerini araladı. Uykusu her zaman hafifti zaten. Kısık gözlerle "Ne?" dedi.

"İniyoruz." Gözlerini tamamen açıp elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra bana döndü "İyi misin?" Başımla onayladığımda uçak durdu. Uçaktan inip pasaport işlemlerini yapmamızın ardından bavulları alıp havaalanından çıktık. Chris bir taksi çevirip nereye gideceğimizi söyledi. Yanında ben olmasam ışınlanacağını biliyordum. Araba harekete başladığında başımı cama yasladım ve yağmur damlalarının cama vuruşunu izledim. Evin önüne geldiğimizde araba durdu. Chris'in inmek istemediğini görebiliyordum. Silkilenip taksiciye parayı verdi ve yanımıza aldığımız küçük el çantasını alıp arabadan indi. Ben de arkasından indiğimde taksi boş olan sokakta uzaklaştı. Hiçbir şey söylemeden, hareket etmeden eve bakıyordu. Cesaretini toplamaya çalıştığını biliyordum. Hiçbir şeyden korkmayan Chris, şimdi evine dönmekten endişe duyuyordu. Uzanıp elini tuttum ve hafifçe sıktım. Bana dönüp kısa bir süre baktı ve elimi bırakmadan yavaş adımlarla boş bahçede ilerledi. Kapının önüne geldiğinde bir an duraksadı ama sonra uzanıp zile bastı. Uzun gibi gelen bir sürenin ardından Chris "Hiç gelmemeliydik." diyerek arkasını dönüp bir adım atmıştı ki kapı açıldı. Karşımda gözleri şiş, bitkin bir halde duran kadını görünce Chris'in kime benzediğini anladım. Annesinin kopyasıydı. Kadın önce soru soran bakışlarla önce bana baktı "Evet?" Chris önüne döndüğünde ise kadının bakışları ona döndü ve orada takılı kaldı.

"Merhaba anne."

*************

Chris'in Ağzından.

Salonun bir duvarı resimlerle doluydu. En çok adının ne olduğunu bile bilmediğim kardeşimin resmi vardı. Doğumundan bu yana çekilen bütün resimleri asılıydı sanırım.

"İyi misin?" Annabell'in sorusuna yanıt vermek için başımı çevirdiğimde annem elindeki tepsiyle salona girdi. Buruk bir gülümsemeyle "Üşümüş olmalısınız. İçin, iyi gelir." diyerek tepsideki kupaları ortadaki masaya bıraktı.

"Adı ne?"

"Kimin?" diyerek bana baktığında resimlerin önünde durduğumu gördü. Yavaşça koltuğa otururken "Evan." diye yanıtladı. Annabell'in yanına otururken "Güzelmiş." dedim. Rahat görünmeye çalışıyordum ama öyle değildim. Buraya gelmek yeteri kadar zordu. Annemle konuşmaya çalışmak daha da zordu.

"O nerede peki?" Annabell sessizliğimin kurtarıcısıydı.

"Kafasını dağıtmak için dışarı çıktı."

Boğazımı temizlediğimde bana döndü. Sesimin çıkmasını umarak konuşmaya başladım "Cenaze yetişmeye çalıştım ama.."

Annem hafifçe gülümsedi "Şimdi buradasın, önemli olan da o."

"Öleli 1 gün oldu ama atlatmış görünüyorsun."

"Baban bir süredir hastaydı Chris. Öleceğini biliyorduk. Aslına bakarsan kendimizi bu fikre alıştırmıştık, şok etkisi yaratmadı." Konuşmadım. Ne söyleyebilirdim ki? Ne denebilir ki?

"Ölmeden önce.." Eğik olan başımı hafifçe kaldırıp anneme baktım. Gözleri dolmuştu "seni görmek istedi. Seni aradı biliyor musun? Bulamayacağını bile bile aradı."

"Aramak için biraz geç kalmış."

"Gittiğinde de aradık Chris. Ama kayıplara karışmıştın resmen."

"Amerika'daydım. Hala da öyleyim."

"Nasıl.." derken "Anne?" diyen bir sesle hepimizin başı salonun kapısına yöneldi. Çok geçmeden Evan göründü. 13-14 yaşlarında olmasına rağmen uzundu ve babamı andırıyordu. Bizi görünce hafifçe gülümsemeye çalıştı. Kendini zorladığı bariz belliydi.

"Misafirlerimiz olduğunu bilmiyordum. Bilseydim erken gelirdim." Bana doğru yürümeye başladığında ayağa kalktım. Elini uzatıp "Evan." dediğinde elini sıktım "Chris."

"Sen de kuzenlerimden biri falan mısın? O kadar çoklar ki hiçbirini tanımıyorum." Ne demem gerektiğini düşünerek ağzımı açmamla annemin "Kuzenin değil, abin." diyerek doğrudan konuya girmesi bir oldu. Odayı saran sessizlik rahatsız ediciydi. Evan önce sessiz kaldı. Sonra kaşları ağır çekimde çatıldı ve arkasını dönüp anneme baktı "Ne dedin?" Konuşulmasına fırsat vermeden devam etti "Kaçırıldığını söylemiştin."
"Kaçırıldığımı mı söyledin?!" Sesimin yüksek çıkmasına engel olamıyordum. Evan hala çatık kaşlarıyla bana döndü "Kaçırılmadın mı?"
"Evden kaçmak kaçırılmaksa evet, kaçırıldım."
"Chris." Annabell'in sesi her ne kadar kısık çıksa da duymuştum. Ona döndüğümde boğazını temizleyip "Biraz dışarı çıkalım mı?" dediğinde önce annemle Evan'a baktım. Bensiz de halledebilirlerdi.

Annabell'in Ağzından

"Sakin kalmalısın." Bahçedeki salıncakta otururken önümde volta atan Chris'i izliyordum. Sinirlenmeye başlıyordu sinirlenmesi olayları iyice kötü hale sokardı. "Hiç gelmemeliydik." Olduğu yerde durup sözlerine sinirle devam etti "Ne düşünüyordum ki? Gergin olmayacağımızı mı? Gittiğim zaman olduğumuz gibi olacağımızı mı? Lanet olsun."
"Şimdi gelmeseydin bir daha hiç gelmezdin Chris. Ve kardeşini de hiç göremezdin."
"Öylesi daha iyi olurdu."
Bir anda evin camını kırarak dışarı fırlayan bir şeyle ikimizin bakışları da oraya yöneldi.
"Ne oluyor?" diyerek salıncaktan kalktığımda Chris cama doğru yürüdü ve içeri doğru baktı. Yanına gittiğimde Evan'ın camın diğer tarafından "Az önce olan şeyi ben mi yaptım?" dediğini duydum. Chris yutkunduktan sonra benim duyabileceğim bir sesle "O da bizden biri." dedi.

Baya geciktiğinin farkındayım ama sınavıma sadece 14 gün kaldı. Bölümün sıkıcı olduğunu da biliyorum ama odaklanamıyorum. Yenisini sınavdan sonra eklemek dileğiyle, iyi okumalar :)

Magical SecretsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin