"Aman Tanrım." Jane endişeyle nefeslerini sıklaştırırken ben bir adım atarak Max'e yaklaştım "Max."
Ama o başını iki yana sallayarak arkasını döndü ve merdivenlerden koşar adım inmeye başladı.
"Max bekle!" Jane peşinden gidecekken kolundan tuttum "Biraz yalnız kalsın. Gördüklerini hemen hazmetmesini bekleyemezsin."
"Onunla konuşmamız gerek."
"Biliyorum ama önce şurayı halledelim."
"Halledecek bir şey yok." Chris'in boğuk sesiyle ona döndüm "John'nu alıyoruz ve gidiyoruz." Diğerlerine sinirle baktı "Onlar ne halleri varsa görebilirler." Alayla güldüm "Öyle mi? Peki ya kamera kayıtları ne olacak? Müdür izleyince bize ne halt yediğimizi sorduğunda ne diyeceğiz? Bunu da düşündün mü?" Chris cevap vermeden Jane araya girdi "Hem John'u tekrar alıp ne yapacağız ki?" Bingo. Bu da başka bir sorundu.
"John'u alırsak Joseph bizimle onun için konuşmaya gelebilir. Belki de böylece Laurel hakkında konuşma fırsatımız da olur."
Başımı iki yana salladım "Saçmalık. Daha önce onu aldığımızda gelip konuşmadıysa şimdi neden konuşsun ki?" Kyle kollarını göğsünde birleştirdi. Chris'i anlıyormuş gibi görünüyordu "O zaman bizden korkmuyordu ama şimdi, özellikle burnunun dibinden deney kobaylarını alınca onun için tehlikeli olduğumuzu anladı. John onun en iyi adamı. Joseph'ın ona ihtiyacı var."
Eric de başıyla onayladı "Evet, onun gibiler için yakınlarında aileden biri olması çok önemli."
"Aileden biri mi?" Eric hepimizin merakla ona baktığını görünce şaşkınlıkla "John'un Joseph'ın yeğeni olduğunu bilmiyor muydunuz?" dedi. Harika. Şimdi bir de yeğen çıkmıştı. Elimle yüzümü sıvazladıktan sonra "Ben kamera kayıtlarını silmeye gidiyorum." diyerek merdivenlere yöneldim. Jane'in "Ben de seninle geliyorum." demesini duyduğumda basamakların ortasına gelmiştim. Bir alt kata indiğimizde Jane "Chris'le aranız nasıl?" diye bir soru yöneltince alaycı bir şekilde güldüm "Oradan bakınca nasıl görünüyor?"
"Eh, baya tartışmalı gibi."
"Evet çünkü senin en yakın arkadaşın tam bir dengesiz. Sevgiliden çok takım arkadaşı gibiyiz."
"Chris her zaman böyleydi. Yakında alışırsın." Olduğum yerde durup ona döndüm "Sence alışmalı mıyım Jane? Onun sevgili olmaya alışması gerekmez mi?" Bir şey demesini beklemeden "Hadi şu işi halledelim." diyerek müdürün odasına girdim.
"Kapıyı gözetle." Masanın arkasındaki sandalyeye kurulup bilgisaardaki görüntülere bakarken Jane de kapıda durdu. Biraz kurcaladıktan sonra kamera görüntülerini buldum. O sırada Chris'in John'un omuzlayıp ışınlandığı da kameralara yansımıştı. Onların işlerinin bitmesini ve kameranın görüş alanından çıkmalarını bekledikten sonra bütün görüntüleri sildim.
"Tamam mı?"
"Evet." diyerek sandalyeden kalktım ve Jane'in peşinden odadan çıkarak kapıyı arkamdan kapattım. Bir adım atmıştım ki Jane arkasını dönüp hızla "Max'e sen anlatır mısın?" Dedi "Nasıl konuşacağımı bilmiyorum." Bir şey demeden cebimden telefonumu çıkardım ve Max'i aradım. Sesli mesaj çıktığında "Max, ara beni. Konuşmamız gerek." dedikten sonra kapadım.
"Nerede olabilir?" Ayağımla tempo tutarak düşünürken birden aklıma gelen fikirle gülümsedim "Sanırım bir fikrim var."
******************
Hava karardığından parkta çocuklar yoktu. Max salıncaklardan birinde oturmuş topuklarıyla kendini yavaşça bir öne bir geriye sallıyordu. Bakışları yerdeydi. Sessizce yürüyüp yanındaki salıncağa oturdum. Başını hafifçe yana çevirip kısa bir an bana baktıktan sonra bakışları tekrar ayaklarını incelemeye başladı. O konuşana kadar konuşmayacaktım. O hazır olduğunda konuşurdu zaten. Max böyleydi. Benim aksime söyleyeceklerini önceden düşünür sonra konuşurdu ve kurduğu cümleler hep mantık çerçevesine uyardı. Yine benim aksime..
Sonsuz gibi gelen bir sürenin ardından, beni yanılttığını düşündüğüm sırada konuşmaya başladı "Ne zamandan beri var bu şey?"
"Güçler mi?"
"Her ne diyorsan."
"Birkaç ay oldu."
"Ve sen bana söylemedin?" Başını arkaya götürüp gökyüzüne bakarken nefesini dışarı verdi "Sen de bir terslik olduğunu biliyordum. Sana da sormuştum hatırlıyor musun? Kızsal bir şey demiştin. Gerçekten öyleymiş." Son cümlesini söylerken alaylı bir şekilde güldü.
"Böyle bir şey nasıl söylenebilir Max?"
Sesini inceltip "Hey Max, benim süper güçlerim var." dedikten sonra normal ses tonuna döndü "En yakın arkadaşına her şeyi anlatabiliyor olman gerekirdi." dedi.
"Bana bugün baktığın gibi bakmanı görmemek için söylemedim."
Kaşlarını çattı "Nasıl baktım ki?"
"Tiksiniyormuş gibi. Sanki doğa üstü bir şeymişim gibi."
"Öyle değil misin?" Nefesimi dışarı verip bıkkınlıkla "Max.." dediğimde ellerini 'hadi ama' dermiş gibi açtı "Ne? Elinin tek bir hareketiyle insanları istediği gibi fırlatabilen kişilere normal denmez. Bil diye söylüyorum, biz öylelerine anormal diyoruz."
Kaşlarımı çatıp "Ciddi misin?" dedikten sonra başımı hafifçe salladım "Teşekkür ederim." Güldü. Gülmesi iyiye işaretti. Bir süre ikimizde sustuk. Saatler gibi gelen bir iki dakikanın sonunda Max "Senden tiksinmiyorum." dedi "Ne yaparsan yap tiksinmeyeceğimi biliyorsun. En yakın arkadaşlardan birbirinden tiksinmez. Ayrıca birbirinden bir şey de saklamazlar Annabell."
Kaşlarımı çattım "Ne yani? Güçlerim olmasına değil de bunu senden saklamama mı sinirlendin?"
"Filmlerdeki gibi bir arkadaşım olduğu için sinirlenecek değilim."
Gülerek "Bana anormal diyorsun ama sen de normal sayılmazsın." dediğimde o da gülmeye başladı. Bir süre sonra durduğumuzda "Her şeyi bilmek istiyorum." dedi "Başından itibaren."
"Pekala." diyerek derin bir nefes aldım ve anlatmaya başladım. Chris'in sesini ilk kez duymamdan başlayarak her şeyi.. Bitirdiğimde şaşkınlıkla "İnanamıyorum." dedi "Bunların hepsi dibimde oluyor, hepiniz tehlikedesiniz ve benim hiçbir şeyden haberim yok. Fark etmem gerekirdi."
"Edemezdin. Chris kendini saklama konusunda ustalaşmış. Anlamazdın."
"Yani en yakın arkadaşım ve sevgilim, kötülerle savaşan bir çetenin liderleri gibi öyle mi?"
Ben gülerken Max "Harika." dedi.
"Neredesin? Merak ediyorum."
"Geliyoruz." diyerek içimden Jane'e seslendikten sonra ayağa kalktım "Hadi, Jane seni merak etmiş."
"Nereden biliyorsun?" dedikten bir saniye sonra "Ah, tamam. Şu zihinsel şekilde konuşma şeyi ya da siz her ne diyorsanız. Buna alışmam zaman alacak biliyorsunuz değil mi?"
Güldüm "Şimdiden alıştın bile Max."
Pekala, yine ben. Bu bölüm kısa oldu ama aniden gelen bir düşünceyle iki part tarzı yapmaya karar verdim. Söylemek istediğim bir şey var. Baskı yapmak istemiyorum ama 8 oy sizce de biraz az değil mi? Son bölümler arası hem kurgu bakımından hem zaman bakımından kopukluk oldu ama bir tuşa basmayı çok görmeyin lütfen. Beni mutlu eden o bir tuş.
İyi okumalar :)
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Magical Secrets
Paranormal12 yıl önce annesi tarafından teyzesine bırakılan Annabell sakin bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ta ki kafasının içinde konuşmaya başlayan kişiyi duyana kadar. Git gide delirmeye başladığını düşündüğü anda aslında hiç de sandığı gibi biri olm...
