"Hulk en iyisi bence. Her şeyi yıkabiliyor."
"Hayır, hayır. Stark bir numara." Robb, Chris'i ele geçirmiş, Marvel karakterlerinden hangisinin iyi olduğunu tartışıyorlardı. Eric ve Max futbol sohbetine dalmışlardı. Teyzemle Jane filmlerden konuşuyorlardı sanırım. Hepsini birden dinlemek zor olduğundan onların tam olarak neden bahsettiğini anlayamamıştım.
"Sence hangisi Annabell?" Robb'un sesiyle ona döndüm ama ne dediğini tam anlamamıştım "Efendim?"
"Hangi karakteri seviyorsun?" Robb da Chris de meraklı bakışlarını bana dikmişlerdi. Chris hafifçe gülümsüyordu. Kısa bir süre gözlerimi kısarak yukarı baktım ve düşündüm. Sonra onlara döndüm "Aslına bakarsanız hepsini seviyorum."
Chris kaşlarını hafifçe kaldırdı "Birini seçmek zorundasın."
"Pekala, madem birini seçmek zorundayım... O zaman Thor."
"Çekicinden dolayı mı?"
"Yakışıklılığından dolayı."
Robb başını sağa sola sallayarak "Kızlar." dediğinde Chris de ben de kahkaha attık.
"Sen de futbol oynuyor musun Eric?" Teyzemin sesiyle herkes kendi arasında konuşmayı bırakıp ona döndü. Eric ağzındaki lokmayı yutarken başını salladı "Evet, oynuyorum."
Max ağzına büyük bir lokma atarken "Koçla konuşup onu da takıma aldıracağım."
"Harika." Teyzem önündeki eti keserken "Peki ya sen Chris?" dedi. Herhalde Jane'le yeteri kadar konuştuğunu düşünüp diğerlerini tanımaya çalışıyordu "Sen de futbol oynuyor musun?"
Chris hafifçe gülümsedi "Hayır. Futbol ilgimi pek çekmiyor."
"Tanıdığım erkekler arasında futbolla ilgilenmediğini söyleyen tek kişi sensin." Teyzemle birlikte Chris de güldü. Konu futbol olunca Max'in de konuşmaya dahil olmasını beklemiştim ama o, yemeğiyle meşguldü. Eric ise hafifçe kaşlarını çatmış Chris'e bakıyordu.
"Ne ile ilgileniyorsun peki?"
"Dövüş." Teyzem şaşkınlığımı gizlemek için gülümsemeye çalıştı. Durumu kurtarmak için açıklama yaptım "Chris, küçük çocuklara kendilerini nasıl savunacaklarını öğretiyor." Teyzem bir an rahatlamış gibi oldu. Jane de araya girdi "Sokak dövüşü yapıyor falan diye düşünmeyin. Aslına bakarsanız Chris dövüşmeyi pek sevmez." Gülmemek için kendimi zor tutarken Chris'e baktım. Onu kurtarma çabalarımız hoşuna gidiyor gibi görünüyordu. Bakışlarını Jane'den bana çevirdi ve gülümseyerek göz kırptı.
Chris'in Ağzından.
Yemek bittikten sonra bahçeye geçilmişti. Annabell, Max ve Eric'le bir şeyler konuşuyordu. Okul hakkındaydı sanırım. Ne konuştuklarını duyamıyordum ama komik bir şey olduğu belliydi çünkü Max gülerek kolunu onun omzuna attı. Max'i sevmiştim. Eğlenceli biriydi ama Eric... onda değişik bir şeyler vardı. Anlamadığım bir şeyler... O an da kendimi onun aklını okumaya çalışırken buldum ama olmuyordu. Kaşlarımı hafifçe çatarak tekrar denedim. Bu sefer kazara değil, isteyerek ve konsantre olarak.. Ama olmuyordu. Bir şeyler beni engelliyordu.
"Ne düşünüyorsun?" Jane gülerek yanıma gelip oturdu. Gözlerimi karşımdaki üçlüden almadan "Şu çocuğu hiç sevmedim."
"Kim? Max mi?"
"Hayır."
"Eric?"
"O çocukta bir şeyler var."
"Saçmalıyorsun Chris."
"Beni engelliyor."
Jane de kaşlarını çattı "Ne demek beni engelliyor?"
"Aklını okuyamıyorum."
Jane merakla bana baktı "Aklını okuyamıyor musun?"
"İzin vermiyor."
"Onun iznine gerek yok. Sadece okursun, o kadar."
"Beni engellemediği sürece okuyabilirim, evet." Jane bakışlarını benden ona çevirdi. Öne doğru eğilip dirseklerimi dizlerime koydum "Bunun tek bir açıklaması var. Bizi biliyor."
Annabell'in Ağzından
"Birazdan dönerim."
Eric ve Max'in yanından ayrılıp içeri girdim. Çocuklarla konuşurken birden aklıma Chris'in daha önce konuşmak istediği ama sonradan unutulan konu geldi; Annem. Bir şeyler bulduğunu söylemişti ama kavga etmekten konuşmaya vaktimiz olmamıştı. Merdivenlerden yukarı çıkarken "Chris, konuşmamı gerek." dedim ve odamın kapısının önünde beklemeye başladım. Çok geçmeden Chris merdivenlerde görülmüştü bile. Son basamağı çıkıp beni gördüğünde "Sorun ne?" dedi. Hiçbir şey demeden odaya girdim. O da arkamdan girip kapıyı kapatınca "Annemle ilgili bir şeyler bulduğunu söylemiştin?" diye başladım.
"Evet." Aklı başka bir yerde gibiydi. Devamını getirmesi için kaşlarımı kaldırdım "Vee?"
"Boss bazı araştırmalar yaptı. Nasıl bilmiyorum ama rüyayla iletişim kurmak mümkünmüş."
Umutla güldüm "Yani, yaşıyor."
"Olabilir."
"Olabilir mi?! Ne bekliyorsun, mezarından benimle konuşmasını falan mı? Ölü biri neden beni kurtar der ki?!"
"Sadece bir rüya da olabilir Annabell. Hiç bu olasılığı düşündün mü?"
"Hayır. Çünkü o bir rüya değildi." Bıkkın bir şekilde nefesini dışarı verdi. Kollarımı birleştirip ayağımla ritim tutmaya başladım. Chris bir süre sessiz kaldıktan sonra "Eric'i ne zamandır tanıyorsun?" dedi. Ağzım şaşkınlıkla açıldı "Ne?"
"Dediğimi duydun."
"Nerden çıktı şimdi bu?"
"O güvenilir biri değil. Ondan uzak durman gerek."
"Ve sen bunu nasıl anladın?"
"Konuşmasında sinsilik var. Ayrıca düşündüklerini duyamıyorum."
Kaşlarımı çattım "Onun aklını mı okumaya çalıştın?"
"Sana diyorum.. O g-"
"Ne dediğin umrumda değil. Bir daha arkadaşlarıma karışma."
"Geçen sefer seni umursamadığım için bana kızmıştın. Şimdi de umursadığım için mi kızacaksın?" Cevap vermek için ağzımı açtığımda "Boşversene." diyerek başını iki yana salladı "Dediklerimi unut. Müsait olduğun bir zamanda sığınağa gelirsen annenin nerede olabileceği hakkında konuşuruz." Ve kapıyı çarparak dışarı çıktı..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Magical Secrets
Paranormal12 yıl önce annesi tarafından teyzesine bırakılan Annabell sakin bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ta ki kafasının içinde konuşmaya başlayan kişiyi duyana kadar. Git gide delirmeye başladığını düşündüğü anda aslında hiç de sandığı gibi biri olm...
