02.14. Ay ışığı odama vururken ben yatakta bir sağa bir sola dönüp duruyordum. En sonunda sağa dönüp yastığımı kolumla başım arasına sıkıştırdım. Bu akşam aklımdan gitmiyordu. Daha doğrusu Chris'le yaptığımız konuşma.
"Geçen sefer seni umursamadığım için bana kızmıştın. Şimdi de umursadığım için mi kızacaksın?"
Odadan çıktıktan sonra hızla aşağı inip işi çıktığını söyleyerek evden ayrılmıştı. Jane ne kadar meraklı bakışlarını bana yöneltse de konuşacak ortam olmamıştı. Arkadaşlarımı hep koruyan biriydim ama daha bir kaç gündür tanıdığım biri için Chris'le tartışmaya değer miydi? Gerçi onu da uzun süredir tanımıyordum ama.. Beni ona çeken bir şey vardı. Ona yakın hissetmemi sağlayan bir şey.. İç çekerek tekrar yana döndüm. 02.30. Uyumam gerekiyordu. Yarın sabah kıçımı kaldırıp okula gitmem gerekecekti ama göz kapaklarım bunu bile bile inatla kapanmamakta diretiyorlardı. Telefonumun titremesiyle elimi komodine uzattım. Mesaj Jane'dendi. Chris'in aksine o, telefonunu kullanıyordu.
"Uyudun mu?"
Parmaklarım hızlı bir şekilde telefonun klavyesinin üzerinde gezindi "Uykunun beni sevdiği söylenemez." Göndermemin üzerinden 1 dakika bile geçmeden geri cevap atmıştı bile "Yanına geliyorum o zaman?"
"Ben gelirim."
Yataktan kalkıp üstümdeki mini şort, askılı üstten oluşan pijama takımıma ve dağınık bir halde topuz olan saçıma aldırmadan sığınağa gittim. İçeri girdiğim anda benden uzun birine çarpmam bir oldu. Başımı kaldırdığımda donuk, yeşil gözlerle karşılaştım. Bir adım geriledim ve Chris'e baktım. Siyah dar pantolonunun üzerine tişört giymemişti. Sarı saçları birbirine karışmıştı. Özür dilemek için ağzımı açtığımda sert bir şekilde "İyi geceler." diyerek yanımdan geçti ve merdivenlerden aşağı, bodruma inmeye başladı. Gözden kaybolana kadar arkasından baktıktan sonra ben de yukarı çıkan merdivenlere yöneldim. Jane'in odası 2 kat yukarıdaydı. Odanın önüne gelince hafif aralık olan kapıdan içeri girdim. Yatakta bağdaş kurmuş oturuyordu. İçeri girdiğimde gülerek "Hey." dedi. Kapıyı arkamdan kapatırken "Selam." diye cevapladım. Elindeki telefonu bıraktı "Pekala, neler oldu anlat bakalım." Yatağa otururken kaşlarımı çattım "Ne olmuş?"
"Chris bugün neden birden gitme kararı aldı? Her şey iyiyken?"
Gözlerimi devirdim "Senden hiçbir şey kaçmıyor değil mi?"
Güldü "Asla." Biraz durduktan sonra "Hadi ama." diye devam etti. Kaçış olmadığını bildiğimden kısaca anlattım. Sonuna kadar dinledikten sonra dudaklarını ıslatıp sırıttı "Sizi gerçekten anlamıyorum."
"Ben de onu anlamıyorum."
"Anlamayacak bir şey yok. Sana değer veriyor. Fazlasıyla hem de. Kıskanması normal."
"Kıskanmak mı?!" Jane cevap vermek için ağzını açtığında odanın kapısı birden açıldı. Chris elinde siyah bir tişörtle içeri girdi. Önce bana baktı. Bakışları anlamsızdı. O 'anlamsız' bakışlarını Jane'e çevirdi "Arabanın anahtarları sen de mi?"
"Evet." Jane ayağa kalkıp çekmecelerine bakarken ben de tırnaklarımla oynamaya başladım. Onun da başka tarafa baktığını biliyordum. Jane çekmecelerine bakmaya devam ederken "Bir yere mi gidiyorsun?"
"Hava alacağım." Sonunda anahtarı bulduğunda avucunun içinde tutup bize döndü "Bara gidelim." Gözlerimi açarak ona baktım "Kafayı yemişsin sen."
"Olmaz."
Omuzları düştü "Hadi ama. Kafamızı dağıtırız. İkinizin de buna ihtiyacı var."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Magical Secrets
Fantastique12 yıl önce annesi tarafından teyzesine bırakılan Annabell sakin bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ta ki kafasının içinde konuşmaya başlayan kişiyi duyana kadar. Git gide delirmeye başladığını düşündüğü anda aslında hiç de sandığı gibi biri olm...
