Biliyorum, biraz geç oldu ve bunun için sizden özür dileyerek yeni bölümle başbaşa bırakıyorum sizi :) Yorumlarınızı bekliyorum, iyi okumalar :) Ayrıca bu bölümü gazetesinde yayınlayarak hikayenin okuyucu kitlesi kazanmasını sağlayan "okuyucuuuu" adlı üyeye ithaf ediyorum. Teşekkürler :)
Kulaklığımı takıp kalabalığın arasından kendime yol açarak ilerledim. Müziğimi açtığım anda omzumda hissettiği kolla kulaklığımı geri çıkardım. Başımı yana çevirdim "Nereye gidiyorsun?"
"Her zaman ki gibi, eve. Senin antremanın yok mu?"
Max omuz silkti "Hayır."
Güldüm "Max Williams'ın antremanı yok. Vay canına!"
Kahkaha attı "Biliyorum, inanması zor."
"Gerçekten zor."
"Eh, boş olduğuma göre sinemaya gideriz diye düşünmüştüm. Ne dersin?"
"Johnny Depp'in filmi olursa tamam."
"Siz nasıl isterseniz leydim."
***
"Tanrım! Depp bir harika."
Max gözlerini devirip "Yine başlıyoruz." derken sözlerime devam ettim "Yüz ifadelerini gördün mü? O adam kesinlikle mimiklerin efendisi."
Önündeki çayından bir yudum aldıktan sonra "Her filmin sonunda bu konuşmayı yaptığımızın farkındasın değil mi?"
"Her filmin sonunda değil. Johnny'nin filmlerinin sonunda."
"İzlediğimiz bütün filmler onun filmi oluyor zaten."
"Ciddiyim. Depp'in oynamadığı ve bizim izlediğimiz bir film söyler misin?"
"Harry Potter."
"Evet, çünkü o en sevdiğin seri."
"Hey! Senin de öyle! Üstüme gelmeyi bıraksan iyi olur." Bunu söylerken çatalımı ona doğrultmuştum. Ellerini suçluymuş gibi havaya kaldırdı "Tamam, tamam. Geri çekiliyorum." Gülerek waffle'ıma gömüldüm. Filmden sonra sürekli geldiğimiz ufak ama sevimli olan kafeye gelmiştik. Garson artık siparişlerimizi alma gereği duymadan waffle getiriyordu çünkü buraya geldiğimizde başka bir şey yemezdik.
"Annabell." Normalde Jane'in sesini duyduğum anda etrafıma bakınırdım ama artık alışmıştım. Bana seslenmeleri yanımda olmalarını gerektirmiyordu.
"Evet?"
"Nerdesin?"
Normalde olsa direk nerede olduğumu söylerdim ama sesi biraz endişeli geliyordu "Neden?"
"Yardımına ihtiyacım var. Aslına bakarsan Chris'in yardımına ihtiyacı var."
"Ne oldu?"
"Marden Bale Salonu'na git. Ve lütfen çabuk ol." Neler döndüğünü bilmiyordum ama kötü bir şey olduğu kesindi. Cebimde olan telefonu çıkardım ve sahte arama bölümünü açtım. Telefonun tuşlarını ezberlediğimden bakmama gerek kalmamıştı. Telefonumu geri cebime sokup çalmasını beklemeye başladım. Max'e yalan söylemekten nefret ediyordum ama başka çarem yoktu. Ona neler olduğunu anlatamazdım. Ya da ne olduğumu... Telefonum çaldığında elimi tekrar cebime götürdüm. Telefonu açıp "Jane, merhaba." dediğimde Max'in bakışları çoktan bana yönelmişti bile. Sanki biriyle konuşuyormuş gibi başımı salladım. Sonra da "Hemen geliyorum." diyerek telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Sonra üzgün bakışlarımı karşımdaki Max'e yönelttim "Üzgünüm ama gitmem gerek. Jane iyi değil."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Magical Secrets
Paranormal12 yıl önce annesi tarafından teyzesine bırakılan Annabell sakin bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ta ki kafasının içinde konuşmaya başlayan kişiyi duyana kadar. Git gide delirmeye başladığını düşündüğü anda aslında hiç de sandığı gibi biri olm...
