"Sen üzerini değiştir, ben salonda bekliyorum."
"Tamamdır." Odadan çıkıp salona yöneldim. Boş olan tekli koltuğa kendimi bıraktıktan sonra bacak bacak üstüne attım ve bir ayağımı sallayarak beklemeye başladım. Ev aynı giderken bıraktığım gibiydi. Hiçbir şeyi değiştirmemişlerdi.
"Biraz konuşalım mı?" Başımı çevirip kapının önünde durmuş bana bakan anneme baktım. Bir şey demeyip kafamı geri çevirirken o da karşımdaki koltuğa geçip oturdu.
"Nasılsın?" Kollarımı önümde birleştirdim "Nasıl görünüyorsam öyleyim."
"İyi görünüyorsun. En son gördüğümde.."
"En son gördüğünde en yakın arkadaşımın cenazesindeydik. Berbat görünmem gayet normal."
"Bak Annabell, üzgün olduğunu biliyorum.."
Alaycı bir şekilde güldüm "Ne hissettiğim hakkında en ufak bir fikrin yok."
"Sana ulaşmaya çalıştım ama telefonlarıma cevap vermedin."
"Kafamı toplamaya çalışıyordum."
"Güçlerini kullanmıyormuşsun artık?"
Yine alaycı bir şekilde gülümsedim "Teyzem söylemiş."
"Evet, bahsetti. Ama nedenini söylemedi."
Tek kaşımı kaldırıp başımı iyice dikleştirdim "Başıma yeteri kadar bela açtılar. 17 yıl boyunca kullanmadan idare ettim. Bundan sonra da yaşayabilirim sanırım." Annem konuşmak için ağzını açtığı sırada arkamdan gelen "Hallettik." sesiyle başımı çevirdim ve Kyle'la yanındaki sarışın kızı gördüm. Kyle beni gördüğünde gözleri kocaman açılmış şekilde "Aman Tanrım." dedi. Gülümseyerek ayağa kalkıp "Merhaba." dediğimde ise gülerek beni kucakladı "Ah, seni çok özledim!" Ben de sarılmasına karşılık verirken "Ben de sizi özledim." dedim.
"Özlemiş olsaydın bizimle konuşurdun." derken geri çekildi "Yani, güçlerini artık kullanmıyor olabilirsin ama telefon denen bir şey icat edileli yıllar oldu."
Söylediğini duymazdan gelip hafif şakacı bir tavır takınmaya çalışarak "Neyi hallettin yine Kyle? Birini dövmekten bahsetmediğini umuyorum?" dedim. Kyle bunun üzerine anneme de bakarak konuşmaya başladı "Hunters'ların elinde olan Jeff'le ilgili bütün kayıtları sildik. Ailesiyle birlikte başka şehre taşındılar."
"Kısacası güvendeler diyebiliriz." O zamana kadar orada olduğunu unuttuğum sarışın kız konuştuğunda ona baktım. Ciddi anlamda güzeldi.
"Sizi tanıştırmadım. Annabell, bu Amanda. O da bizim gibi. Amanda Annabell de.." Kız Kyle'ın sözünü keserek "Biliyorum." diyerek bana döndü ve hafifçe gülümsedi "İsmin çok geçiyor."
"Demek hala toplamaya devam ha?" Anneme kısa bir şekilde baktıktan sonra "Söylenenler boşunaymış desene."
"Bir şartı vardı Annabell, sen de biliyorsun."
"Evet, kabul etmeyeceğim bir şart. O da bunu biliyordu."
"Amanda," Chris üstünü değiştirmiş bir şekilde salonun kapısına gelip durdu. Salona bir göz gezdirdikten sonra Amanda'ya dönerek "Nate bizimle konuşmak istiyor."
"Tamam, hemen gidelim." Chris tek kelime daha etmeden birkaç adım gerilerken Amanda bana döndü "Tanıştığımıza sevindim." Hafifçe gülümseyerek karşılık verirken Chris'in yanına gitti ve ikisi birlikte ışınlandılar. O sırada Jane'in belirip "Hazırım. Çıkabiliriz." demesiyle yutkunup başımla onayladım. Kapıya yönelirken Kyle'ın kolunu hafifçe sıkıp "Sonra görüşürüz." dedim ve arkama bakmadan evden çıktım.
*************
"Ne yani, bundan sonra böyle mi olacak?"
Kahvemden yudumlamadan önce "Nasıl?" dedim.
"Anneni sürekli tersleyeceksin, eve gelmeyeceksin bile biliyorum. Tanrı Aşkına, Chris'le konuşmuyorsunuz bile."
"Amanda kim?"
"Sen gittikten birkaç hafta sonra geldi. Kyle'la Chris onu Huntersların elinden kaçarken bulmuş." Her ne kadar 'Güzel olduğunu görünce de direk yanlarına almışlar' diye içimden geçirirsem de "Demek hala devam ediyor ha?" dedim.
"Ne devam ediyor?"
"Yakalama şeyleri falan." Alaycı bir şekilde güldüm "Joseph vazgeçmiyor anlaşılan."
Jane başını iki yana salladı "Hayır, geçmiyor."
"Peki ya Nate?"
Jane önündeki kupasının kenarlarıyla oynarken devam etti "İçerideki adamımız diyebilirim sanırım. Neler olduğunu bilmiyorum. Aslına bakarsan ben de ilgilenmiyorum artık." Sonra bana döndü "Peki sen ne yapmayı düşünüyorsun?"
Omuz silktim "Hiçbir şey. Gidip üniversiteye başlayacağım, yeni hobiler bulacağım. Planlarım her ne kadar bunlar olsa da bütün bir yıl boyunca odama tıkılacağımdan emin olabilirsin." Jane bu söylediğime gülerken aklıma gelen şeyle hızla "Bildiğin dövüş kulübü var mı?" dedim. Ve bunu dememle Jane'in kaşlarını çatması bir oldu "Dövüş mü?"
"Filmlerdeki gibi sokak tarzı şeylerden bahsetmiyorum. Antreman yapabileceğim bir yer falan."
"Evin bodrumu?"
"Orayı kullanmayacağımı biliyorsun." dediğimde hevesle kalkan kaşları geri indi ve sadece omuz silkti "Kyle biliyordur. Ya da Chris." Sandalyemi geriye doğru iterken "Kalk o zaman." dedim.
"Nereye?"
"Kulüp bulmaya. Yoldan Kyle'ı arayacağız."
Chris'in Ağzından
"Annabell eski sevgilin değil mi?"
Sessizliğim Amanda için 'evet' cevabı olmuştu.
"Neden ayrıldınız?"
Yine ona bakmadan "Orası biraz karmaşık. Boşuna girme." derken içimden de 'Ayrılıp ayrılmadığımızı bile bilmiyorum.' Diye geçirmekten kendimi alıkoyamadım.
"Pekala o zaman, girmiyorum. Ama şunu itiraf etmeliyim, gerçekten güzel kızmış."
Evet, öyle. Evin kapısından girdikten sonra "Ben odamdayım." diyerek konuşmaktan kaçmaya çalıştım. Amanda hafifçe başını onayladığında yavaş ve yorgun adımlarla odama girip üstümdeki ceketi çıkardım. Kendimi yatağa bıraktığımda Kyle içeri daldı. Bir yandan da telefonla konuşuyordu.
"Ne kulübünden bahsediyorsun sen?" Doğrulup yastığı düzelttim ve arkama yaslandım. Kaşlarımı çatıp "Kim?" diye sorarken yatağın ucuna oturup telefonu hoparlöre aldı.
"Hani insanların stres atmak için gittikleri yer var ya Kyle, o kulüplerden bahsediyorum." Annabell'in sesini duymamla dikkat kesilmem bir oldu. Oturduğum yerde iyice dikleştim.
"Dalga geçmesen olmuyor değil mi?"
"Sadece isim istiyorum Kyle." Ağzımı oynatarak 'Devil Fight' dedim. Kyle aynısını telefona söyleyince Annabell o özlediğim kahkahalarından birini attı "Devil Fight mı? Adam isim ararken hangi ruh halindeydi acaba?"
Kyle da gülerken sessizce gülümsemeyi seçtim. Dinlediğimi bilmesini istemiyordum. Annabell "Tamam o zaman, görüşürüz." diye telefonu kapattığında Kyle da kapattı ve bana döndü "Kalk hadi gidiyoruz."
"Nereye?"
"Kızların yanına. Arayı kapatmanız lazım." Hala uzandığımı görünce "E, hadi kalk!" diyerek beni yerimden kaldırdı.
10 dakika sonra kulübün önüne geldiğimizde kızlar daha yoktu. Ellerimi pantolonumun cebine koydum. Hava birden soğumuştu. Kyle ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışırken "Geldiler." dediğinde baktığı yöne baktım. Annabell Jane'e bir şeyler söylediğinde ikisi de güldü. Başını önüne çevirip bizi gördüğünde ise kaşları hafifçe çatıldı. Yanımıza gelir gelmez "Ne arıyorsunuz burada?" diye sormaktan alıkoyamadı kendini tabi. Evet, ne arıyorduk burada?
"Dışarıda dolanıyorduk, öylesine uğradık."
"Chris?" Konuşmalarına odaklanacağım sırada kulaklarımda yankılanan Nate'in sesiyle kendimi oraya verdim "Evet?"
"Neredesin? Konuşmamız gerek."
"Bir şey mi var?"
"Yüz yüze konuşsak daha iyi." Ben ona yerimize söylerken Jane'in "Kötü bir şey mi var?" demesiyle onlara döndüm.
"Nate. Konuşmak istiyor." Bir dakika geçmeden Nate'in yanımızda belirmesiyle Annabell'in gözlerinin hayretle açılması bir oldu "Nate?" Nate de ona bakıp merakla kaşlarını çattığında nereden tanıştıklarını her ne kadar merak etsem de şu anda o merakın önüne geçen başka bir şey vardı "Ne oldu?"
"Daniel Jones senin baban mı?" İsmini duymamla birlikte kaskatı kesilmem bir oldu. Adını duymayalı uzun zaman olmuştu. Yutkunduktan sonra zorla da olsa "Ne olmuş ona?" demeyi başardım. Nate derin bir şekilde nefes aldıktan sonra "Ölmüş." dedi.
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum :) Bir daha ki bölüm Chris'le ilgili olacak. Sizleri seviyorum, öpüldünüz :*
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Magical Secrets
Paranormal12 yıl önce annesi tarafından teyzesine bırakılan Annabell sakin bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ta ki kafasının içinde konuşmaya başlayan kişiyi duyana kadar. Git gide delirmeye başladığını düşündüğü anda aslında hiç de sandığı gibi biri olm...
