33

1K 98 24
                                        

Çıkışa kadar cidden beklemişti. Bunun işi falan yok mu ya? Boş boş etrafta dolanıyordu hep. Elinde bir dolu poşet olduğunu fark eder etmez yanına koştum ve merakla poşetleri işaret ettim. "Bunlar ne?" eğilip yanağıma sulu bir öpücük kondurdu. "Sana da merhaba güzelim." kıkırdayıp koluna girdim ve uzakta gördüğüm arabasına doğru yürümeye başladım. "4 saat boyunca neyi bekledin acaba?" sahte ve abartılı bir şekilde cevapladı. "Tabii ki de seni! Bunun başka bir cevabı olamaz. Seni seviyorum Juliet'im~" gülüp itekledim onu. "Kes şunu~!"

Arabanın önüne vardığımızda durduk. "Bunlar ne, göstermedin hâlâ."

"İleride küçük bir alışveriş merkezi vardı. Oradan aldım." iç çektim. "Tamam da... ne aldın?" kıkırdayıp elime bir poşet verdı. Heyecanla içine baktığımda yemek takımı olduğunu gördüm. Şaşkınca başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Şu evlenecek olan eski sevgiline mi aldın bunu?" bir anda kahkaha atmaya başlayıp elindekileri ve elimdekini bagaja koydu. Yüzümü asıp ondan önce arabaya oturdum. O da kıkırdayarak yanıma, şöför koltuğuna, geçti.

"Asma hemen yüzünü~ bunlar bizim için."

"Huh? Neden? Büyükannemin tabakları oldukça güzel. Kenarları altın rengi ve oldukça hoş, mavi çiçekliler." kıkırdayıp arabayı çalıştırdı ve okuldan uzaklaşmaya başladı. "Büyükannen ve büyükbabanın evi için değil. Bizim evimiz için." boş boş yüzüne baktım. İyi de sevgilim bizim evimiz yok ki." dudaklarımdan hızlı bir öpücük çalıp arabayı çalıştırdı. "Üniversitenin yakınlarında satılık birkaç ev araştırdım."

Kaşlarımı çatarak, yoldaki bakışlarımı ona çevirdim. "Anlayamadım. Sen kendi kendine ne işler çeviriyorsun? Tam anlatsana şunu." gergince dudaklarını dişlerken gözlerini yoldan ayırmadı. "Ya kızacakmışsın gibi hissettim. Kızma ama tamam mı?" istemsiz sinir basmıştı bile. "Ya ne geçiriyorsun sen aklın be? Çok ayıp, neden seninle sadece sevişmek için bir ev tutayım. Beraber yaşamamız için baktım. Hem senin okulun için kolaylık olur diye düşündüm. Güzelim lütfen hayır deme hemen." kırmızı ışıkta durduğu sırada dudaklarını birbirine bastırarak, inci gözlerini de büyütüp sevimlilik yaparak beni ikna etmeye çalışıyordu. Harbi çok tatlıydı şu an. Tam bir su yılanısın Jeon.

Gülerek, yeşil ışığın yanmadıyla yola döndü. "Hey, su yılanıda nerede in çıktı şimdi?"

"Eğer göl insanı olmasaydın sadece yılan diyecekti- hey konuyu saptırma! Neredeymiş şu evler bakalım bari."

"Ya ama aşkım hemen itiraz etme işte. Bir anda çıkışıp zıt fikirler söylüyorsun. Ne var sorgusuz yapsan dediğimi? Zaten emin ol yaptığım her şey senin iyili- Tarım tamam! Sövmeyi kes lütfen. Kocan olacak adamım ben, ama dediklerini üstümde uygulayabilirsin."

"Jungkook, sana bir iq testi mi yaptırsak sevgilim?" dudak büzüp arabayı sağa çekti. "Sen benimle dalga geç, beni hor gör ama ben senin için en iyi daireleri araştırayım. Oh, ne ala." kıkırdayıp arabadan indim. Busan ağzıyla konuştuğu için kendisini kaale alamamıştım ve istemsiz kıkırdamıştım. O da arabadan inip yanıma geldi. "Rezidansta rahat edersin değil mi? Çünkü üniversiteye en yakın konforlu evler rezidanstı hep." benimle dalga falan geçiyordu heralde. Tanrı aşkına, kim rezidansta rahat edemezdi ki?!

Tam ağzını açmış bir şey söyleyeceği sırada susturdum onu. "Aklımı okumayı kes. Yoksa sana, SeokJin'den öğrendiğim büyükerden yaparım." gülmemek için dudaklarını ısırıp başını başka tarafa çevirdi. Ardından içeri girip, kendisini de takip etmem için elimden tuttuktan sonra satılık dairenin olduğu kata çıktık. Düğmelerde en fazla 35 yazıyordu ve biz 24'te inmiştik. Kapısı sonuna kadar açık olan eve sessizce girdik. Elimi bıraktığında sorarca baktım.

"Rahatça odaları gez. Ben önceden bakmıştım. Son kararı sen söyleyeceksin sonuçta." her ne kadar bu sözleri hoşuma gitsede kabul edemezdim. Sonuçta beraber kalacaktık. "Çok sevimlisin Yoongi! Ama zaten ben gezdim ve beğendim. Tabii senin gözüne bir şey takılırda ya da içine sinmezse diğerine bakmaya gideriz. Onu da gezdim ve o da uyar bana. Yani her türlü evin hanımı olarak sen karar vereceksin." omuza sertçe geçirip odaları gezmeye balladım. Aptal! Son cümleyi söylemesen ölüyorsun sanki.

***

1 HAFTA SONRA

"Jungkook bu renk resmen fuşya! Ben şeftali turuncusu istemiştim!" çıldıracağım ya! Şuracığa bayılıp kalacağım sinirden. İstediğim saks mavisini de lila olarak getirmişlerdi ve şimdi de bu! Ama o lila rengini de sevdim ve onunla da mutfağı boyadık. Her neyse. Ama ben şeftali rengimi gerçekten istiyordum. O rengi... çocuk odasında kullanmak istiyordum. Çalışma odam saks mavisi olacaktı ve altın sarısı rengindeki boyayla da yıldız deseni yapacaktım. Yatak odamız ise... koyu kırmızı olacaktı. Hatta şu an oluyordu çünkü Jungkook orayı boyuyordu.

Ya işte ben de uzun lafın kısası bebek odasını boyayım diye işe koyulacaktım ki fuşya rengi çıktı! Odaya koşarak Jungkook girdiğinde dudaklarımı büzdüm. "Üzgünüm bebeğim, bu sefer ki benim hatam. Adamlara rengi gösterirken dikkatim başka bir şeydeydi. İstersen sen holü sarıya boyamaya başla ben bunu değiştireyim."

Başımla onayladığım sırada aklıma gelenle durdurdum onu. "Ama senin boyadığın yer kurursa olmaz ki. Sen gelene kadar ben orayı devam ettiririm." gülümseyip başını salladı. Üstündeki önlüğü çıkartıp yandan da fulya boya kovasını aldıktan sonra alnımdan öptü. "Gelirim hemen."

"Tamam tamam, git hadi oyalanma." dış kapının sesini duyduktan sonra yatak odasına ilerledim. Hayır ya, hayır. Lütfen yanlış görüyor olayım. Ulan Jungkook, renk körü müsün sen be sevgilim?! BORDO BU BORDO! NERESİ KOYU KIRMIZI BUNUN BE?!

***

- kdfmmdndjflsmd ev hanımı Yoongi'yle karşınızdayım.

-Allahım saks maviisine bayılıyorum bir de Yoon'a giydirmişler

-Allahım saks maviisine bayılıyorum bir de Yoon'a giydirmişler

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Lake Person | YoonKook |Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin