moth to a flame

4.7K 602 542
                                    

Hyunjin, kendisiyle ilgili gördüğü haberlerden sonra telefonunu bir kenara bırakıp uzanmaya devam etti. Çok bir şey istememişti. Sadece iki ay da olsa nefes alabilmek istemişti ama bu, pek mümkün durmuyordu. Minho'nun son atağı, cidden canını sıkmıştı. Ne de olsa en büyük hayalini bilen tek kişi, oydu.

"Sanırım çok büyük bir markanın elçisi olmayı isterdim. İnsanların, o markayı duyduğunda aklına gelen ilk kişi olmayı ve bunun yıllarca sürmesini."

Minho ile ilk tanıştıkları gün, birbirlerine hayallerini sormuşlardı. Ve Hyunjin'in cevabı bu olmuştu. O gün, Minho gülümseyerek "Bunun gerçekleşeceğine eminim." demişti. Yanılmamıştı. Hyunjin, cidden dünyanın en popüler mücevher markalarından birinin global elçisi olmuştu.

Minho'nun yıllardır sinirinin geçmediğini biliyordu ama önce hayalini gerçekleştirmesine yardım edip ardından da elinden almasını hiç beklemiyordu, Hyunjin. Gözlerini kapatıp yaşadıklarını düşündü. İşte tam da şu an, Minho'dan nefret etmesi gerekiyordu. Tabi bunu yıllardır başaramamışken, bir anda nasıl başarabilirdi ki?

***

Aynanın karşısında kravatını düzelten Minho, bir saat sonraki toplantıda yapacağı açıklamayı içinden tekrar etti. Tüm gece uyumayıp Hyunjin'i bu durumdan en zararsız şekilde nasıl kurtarabileceği konusunda kafa patlatmıştı. Dün, o kadar ani bir karar almıştı ki; Hyunjin'in gerçekleşen hayalini baltaladığı hiç aklına gelmemişti. Neyseki bugün her şeyi düzeltecekti. Ajansa doğru giderken, Hyunjin'in de yaşadığı lüks rezidansların olduğu caddeye baktı. Onun yanına gidip özür dilemek istiyordu. Evet, daha dün onu görmemek için Amerika'ya yollamak isteyen kendisi değilmiş gibi bugün gidip özür dilemeyi düşünüyordu.

"Bugüne kadar canını yakmak için seni her şeyle vurdum ama bunu bilerek yapmadım. Özür dilerim." Söylemesi gerekenler bu kadardı ama gidemezdi. Bir kere gardını indirirse, devamının geleceğine inanıyordu. Ve yine Hyunjin'in kendisini üzmesine izin vermek istemiyordu.

***

Changbin, küçük adımlarla Hyunjin'in odasına ilerledi. Hwasa, birazdan geleceğini söylemişti. Bu yüzden ismini bilmediği çocuğu, önceden uyandırması gerektiğini düşünmüştü. Geniş odaya girince yatağın üstünde çapraz bir şekilde yatan bedeni gördü. Bacaklarının arasına büyük bir yastık sıkıştırmıştı ve yanında bir sürü çizgi roman vardı.

"Böyle mi uyudun cidden?" Yeongjin'in yüzünü kapatan çizgi romanı alıp ona baktı. Siyah saç telleri, beyaz çarşafla tezatlık içinde bir uyum yakalamıştı. Dolgun dudakları hafif aralıklıydı ve yüzü oldukça huzurlu gözüküyordu. Changbin, daha önce Hyunjin'i hiç uyurken görmemişti. Hyunjin'in uyku sorunu vardı ve uyuduğu birkaç saatte de yanında Minho olurdu.

Yeongjin, izlendiğini hissederek uyanmaya çalıştı. Gece o kadar çok çizgi roman okumuştu ki ne ara uyuyakaldığını bile hatırlamıyordu. Hyunjin'in büyük kitaplığını keşfedince cenneti bulmuşçasına sevinmişti. Çünkü bu her tarafı zenginlik dolu evde cidden sıkılıyordu. Ayrıca kitaplığın gizli bir bölmesini de bulmuş ve biraz karıştırmıştı. Her ne kadar bunun etik olmadığını kendisine hatırlatsa da merakına yenik düşmüştü.

"Günaydın. Birazdan Hwasa gelecekmiş. Hatta geldi bile." Changbin, yatakta oturur pozisyona geçerek nerede olduğunu sorgulayan bedene açıklama yaparken; zil çalınca kapıyı açmaya gitti.

"Çocuğu bırakın da bir uyusun, bir dinlensin. Sürekli koşuşturma, sürekli kaos." Yeongjin, kendi kendine söylenirken; Hwasa, odaya girdi. "Ajansta kıyamet kopuyor. Sen uyuyor musun?"

"Ajansınıza da içindekilere de boydan gireyim. Özellikle de patron koltuğunda oturana."

"Anlamadım?"

lostmyhead // hyunhoHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin