"Merhaba. Beni tanıdınız mı?"
Hyunjin, omzunda hissettiği elin varlığıyla başını; telefonundan kaldırdı. Karşısında, birkaç ay önce röportaj yaptığı bir gazeteci duruyordu. Kadın, Hyunjin'in kendisini incelediğini anlayınca hemen kartını çıkartıp uzattı. "Beraber röportaj yapmıştık. Üç ay önce."
"Beni, başkasıyla karıştırdınız sanırım." Hyunjin, kadını geçiştirmek için sessizce konuşup tekrar önüne dönse de kadın gitmemişti. "Hwang Hyunjin değil misiniz? Karıştırmış olmamın mümkünatı yok. Sizi, nerede görsem tanırım."
"Çok benzetirler ama değilim. O olsam, ekonomide mi uçardım sizce?"
"Üzgünüm. Kusura bakmayın. İyi yolculuklar." Kadın, Hyunjin'in elindeki bilete göz atıp Yeongjin ismini görünce; koltuğuna geri döndü. Hyunjin'in daha bu sabah ilişki haberi çıkmıştı. Ne ara Japonya'ya gidip şimdi de Kore'ye dönüş uçağında olabilirdi ki? Yine de bu benzerliğe hayret ederek çalıştığı gazeteden birkaç arkadaşına haber verdi. Havalimanına gelmelerinin hiçbir kaybı olmazdı.
Hyunjin, birkaç saatlik yolculuğun ardından hızlıca taksilerin olduğu tarafa doğru yöneldi. Tek istediği; bu yer değiştirme işinin sorunsuzca bitmesiydi ama uçaktaki gazeteci, buna izin vermeyecek gibiydi. Kadınla beraber başka birkaç gazetecinin daha o tarafta beklediğini görünce tam tersi istikamete gidip otobüs durağına oturdu. "Havalimanı otobüsünü ilk kez mi kullanacaksın?" Durakta yanına oturduğu genç, Hyunjin'in şaşkınca bakındığını görünce sormadan edemedi.
"Evet. Önceden bilet falan almam gerekiyor mu?"
"Karekodla veya nakit olarak ücretini ödemen yetiyor. Bir de uçak biletini göstermen gerek." Hyunjin, teşekkür edip telefonu ve bileti dışındaki her şeyi; çantasına koydu. Birkaç dakika sonra otobüs gelince, yanındaki genç ile beraber aynı anda kalktılar. İkisinin de sırt çantası yan yana ve aynı modelde olunca, karanlıkta dikkat etmeden; yanlış çantaları aldılar.
***
"Ben ne yapacağım?"
Yeongjin, korkuyla odanın içinde bir ileri bir geri gitmeye başladı. Jeongin, hastaneye gidince haber vereceklerini söylese de boş boş oturamıyordu. En sonunda dayanamayıp Changbin'in kapısını çaldı. "Bir şey mi oldu?" Changbin, gözlerini ovuşturarak kapıyı açtı. Karşısındaki çocuk resmen titriyordu. "Çok kötü bir şey oldu." Changbin, onu kolundan tutup evin içine çekti. Televizyon izlerken uyuyakaldığı için açık kalan kanalda, son dakika haberi vardı.
'Havalimanı otobüsü, şarampole yuvarlandı. Çok sayıda ölü ve yaralı var.'
Changbin, Yeongjin'in ekrana bakıp donduğunu görünce; endişeyle sordu: "Hyunjin ile alakası yok, değil mi?" Yeongjin, koltuğun ucuna oturup başını salladı. "Bilmiyorum. Ona ulaşamıyorum ve arkadaşlarım, kimlik tespiti için hastaneye gitti. Benim kimliğim, onun üstündeydi." Changbin, duyduklarıyla boğazının düğümlendiğini hissetti. Hyunjin'e bir şey olmasını hiç istemezdi.
"O muymuş?" Changbin'in sorusuyla tekrar ayağa kalktı, Yeongjin. "Daha haber vermediler ama biz de gidelim mi? Lütfen." Changbin, ensesini kaşıyıp düşündü. "Tamam. Beş dakikaya hazırlanırım."
Changbin ve Yeongjin, hastanenin otoparkında beklerken; kısa süre sonra Seungmin ve Jeongin geldi. İkisi de gelir gelmez Yeongjin'e sıkıca sarılmıştı. "Annenle beraber ben de girdim, morga. Hyunjin değildi. Eminim." Seungmin, geri çekilip konuşunca; derin bir nefes aldılar. "Hyunjin'in eşyalarını, annene teslim ettiler. O da sen kayıp olduğun için polise başvuracağını söyledi. Çok endişeliydi, karşısına çıksan iyi olacak."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
lostmyhead // hyunho
Fanfiction"Ben, onun teninin her bir noktasını ezbere biliyorum. Ve eminim sen, Hyunjin değilsin." The 1975 - lostmyhead