Changbin, Minho'nun aramasını meşgule atıp arka kapıyı açtı. Hyunjin sandığı ama kim olduğunu bilmediği kişiyi, tekrar kucağına alıp merdivenleri çıkmaya başladı. Onu, ayılana kadar Minho'nun bulamayacağı bir yere götürme kararı almıştı. Bu yüzden de ailesinin evine gelmişti. "Anne, bin tane şey sormadan önce odamın kapısını açar mısın?" Annesi, gecenin bu saatinde gelen oğluna şaşkın bakışlar atarken; hızlıca kapıyı açtı. Çift kişilik yatağına Yeongjin'i yatırıp annesinin yanına gitti.
"Hyunjin, sarhoş oldu da evinin önünde magazinci varsa diye buraya getirdim." Changbin, annesine gülümseyerek açıklama yaptı. Bu saatte, kucağında biriyle gelerek onları telaşlandırdığını biliyordu. "Babana selam ver. Sonra da duşa gir. Üstün başın alkol kokmuş." Annesi, yanaklarını sıkmaya çalışan oğlunu iterek mutfağa yöneldi. Hyunjin'i elbette tanıyordu. Onun ayılması için acı kahve yapacaktı.
Changbin, balkonda oturan babasıyla ayaküstü sohbet edip odasına girdi. Yatağının üstündeki beden, kıpırdamadan yatıyordu. Dolabından kıyafet alıp kendisini suyun altına attı. Yorucu, aksiyonlu ve büyük ihtimalle kovulduğunun onaylandığı bir geceydi. Duştan çıkınca odasında kimseyi göremedi. Panikle balkona çıktı. Yeongjin, üstünde kendisine ait bir tişört ve şortla annesinin yanında oturuyordu. "İç, oğlum iç. Sabaha başın çatlayacak gibi ağrır yoksa."
Yeongjin, son birkaç saattir ne yaşadığının farkında değildi ama şu an öldüğünü düşünüyordu. Evet, partideyken Felix ve Jisung tarafından öldürülmüş; şimdi de bu melek gibi kadının ellerinden kahve içerek dünya hayatına veda ediyordu. "Lütfen, babaanneme selam söyleyin. Ve yerime, yanağını öpün."
Changbin'in annesi, on dakika içinde elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdiği çocuğa gülümseyerek baktı. Hâlâ kendisine gelemediği belliydi. "Sen, bu kahveyi içersen; kendin öpebilirsin, babaanneni." Yeongjin, kadının elindeki kahveyi alıp bir dikişte içti. Çok acıydı. "Gidip öpebilir miyim şimdi?"
"Anne, sen de git yat hadi. Ben ilgilenirim." Changbin, kapıdan izlediği ikilinin yanına gidip annesinin omzuna dokundu. Hyunjin'in ailesi hakkında hiçbir şey bilmese de sarhoşken aklına gelecek bir babaannesi olmadığına da emindi. Annesinin de bu çocuğun, Hyunjin olmadığını öğrenmesini istemedi. "Misafir odası hazır. Oraya yatır, rahatça dinlensin." Changbin, annesini onaylayıp onun ardından balkon kapısını çekti.
"Babaannen olduğunu bilmiyordum." Changbin, onun kim olduğunu anlayabilmek için tam karşısına oturdu. "Babaannem, seni görse çok severdi. Çünkü yakışıklıları sever." Duyduğu cümleye gülümsemeden edemedi, Changbin. Görsel olarak Hyunjin'in kopyası olan ama karakter bakımından neredeyse zıttı olan bu çocuğu, bir an önce tanımak istiyordu.
***
"Gelmediler mi?" Rezidansın lobisinde duran çalışan, olumsuz anlamda başını salladı. "Hayır, ikisi de henüz gelmedi." Minho, sinirle binadan çıkıp arabasına bindi. Changbin, kendisine yalan atıp Hyunjin olmayan Hyunjin'i kaçırmıştı. Sinirle elini direksiyona vurdu. "Seni bulduğum ilk yerde geberteceğim, Changbin."
Kore'den ve içindekilerden fiziken uzaklaşabilen Hyunjin, yine de oradan kurtulamamıştı. Sürekli Yeongjin'in partide ne yaptığını düşünüyordu. Üstelik mesaj atmasına rağmen ulaşamamıştı da. Zaten endişeliyken, bir de üstüne atlayıp sarılmaya çalışan bedeni itti. "Sana, nerede olduğumu söylemem hataydı." Sarılan beden, geri çekilip kahkaha attı. "Ben de seni çok özlemiştim, canım kuzenim."
"Sevgilin arıyor. Kore'de saat gece yarısı değil mi? Beni, rüyasında görmüş herhalde." Eric, telefonu çalınca; sıkıca sarıldığı kuzeninden uzaklaştı. Ekrandaki ismi görünce çok şaşırmıştı. "Sevgilim mi?" Hyunjin, anlamayarak kuzenine baktı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
lostmyhead // hyunho
Fanfiction"Ben, onun teninin her bir noktasını ezbere biliyorum. Ve eminim sen, Hyunjin değilsin." The 1975 - lostmyhead