"Ne işin var burada?"
"Manzarası güzel bir ev arıyordum. Sonunda bulunca kaçırmadan aldım." Minho, kendisine şaşkınlıkla bakan Hyunjin'i inceleyip gülümsedi. Onu görmediği her gün, nefes alamadığını hissediyordu. Birkaç adım daha yaklaşıp kokusunu içine çekti. Şimdi, aldığı nefes anlam kazanmıştı.
"Benimle muhatap olmadığın sürece ne yaptığın umrumda değil. Kolay gelsin." Hyunjin, Minho'nun yaklaşmasıyla tuttuğu nefesini verip omuzlarını dikleştirdi. Duygularını bastırması gerekiyordu. Arabanın kapısını açmak için hareketlenmişken Minho tarafından durduruldu.
"Siteyi hiç bilmiyorum. Ve bu taşınma işleri de sıkıcı. Bence sonra beni gezdirebilirsin."
Hyunjin, Minho'nun neye gönderme yaptığını anlayınca kalçasını kapıya yasladı. Yıllar önce kendisi ilk taşındığında, Minho'ya "Beni kaçırır mısın?" diye sormuştu. Onu özlemişken ve de bu kadar yakınındayken etkilenmemek zordu.
"Komşularla kurulan gereksiz samimiyetleri sevmem. Ayrıca bugün, benim için önemli bir gün." Minho'nun elini itip arabasını açtı. Sürücü koltuğuna geçip camı indirdi. Minho, hâlâ kendisine bakıyordu. "Basın toplantımı izlemeyi unutma. İyi günler."
Ajansına giden yolda, bu gelişmeyle ne yapacağını düşündü. Diğer herkese karşı güçlü durmak kolaydı. Minho'ya ise zordu. Çok zordu. Onun karşısına ne zaman çok güçlü bir şekilde çıksa hepsinde bir süredir görüşmemiş oluyorlardı. Şimdi onu her gün görecek olmak kesinlikle zorlayacaktı. Minho'nun da amacı buydu.
***
"Gerçekten de bunu yaptığına inanamıyorum." Seulgi, Minho'nun yatak odasının terasından rahatça gözüken karşı eve baktı. İkisinin eski evlerine kıyasla bu mesafe fazla olsa da Minho, ne yapıp ne edip yine Hyunjin'in yakınına gelmişti. "Benden uzaklaştıkça eskisi gibi olma şansımı kaybedecektim."
Minho, kolilerin arasında bir yer bulup otururken sekreterini cevapladı. Bir gecede ev alıp yeni evi için eşyaları seçmişti. Yorgun hissediyordu ama Hyunjin'i görünce hepsi geçmişti. "Ben, ajansa geçiyorum. Sen de gel, biraz dinlen. Evi, akşama kadar yerleştirirler." Seulgi, Minho'nun omzuna dokunup ikna edici bakışlarını gönderse de olumsuz cevap aldı.
"Hyunjin'in basın toplantısını merak ediyorum. Sen git. Ben, bir ara uğrarım."
Seulgi'nin ardından bahçeye çıkıp gölgelik bir yere oturdu. Hyunjin'in gidebileceği tüm ajansları gözden geçirmişti. Hiçbiri, uygun değildi. Onu, iyi tanıyordu. Bu yüzden nereye gideceğini gerçekten merak ediyordu. Arkasına yaslanıp telefonunu çıkardı. Sadece kendi gündemini değil, ülkenin gündemini de Hyunjin belirliyordu. Herkes, onun açıklaması hakkında konuşuyordu.
***
Jisung, birkaç saat önce geldiği ajansta göz gezdirdi. Minho'nun bilmem kaç katlı ajansından sonra burası küçücük gelse de şık ve konforlu bir şekilde dizayn edildiği için göze hitap ediyordu. İlk girdiğinde Hyunjin'in neden böyle küçük ve adı bile duyulmamış bir ajansla anlaştığını sorgulasa da cevabını almıştı: Hyunjin, kendi ajansını kurmuştu.
Basın toplantısından sonra iyice ülkenin konuştuğu tek konu haline gelen Hyunjin, sadece Minho'nun tepkisini merak ediyordu. Ardı ardına gelen tebrikleri kabul ederken mutluydu. İşletme özellikle de ajans işletme konusunda sıfır bilgisi olsa da adının marka değerinden dolayı güzel bir başlangıç yapmıştı.
En az Hyunjin kadar deneyimsiz ve heyecanlı olan Changbin, Hyunjin'in kapısını tıklatıp içeri girdi. "Her şey yolunda mı?" Telefon görüşmesini bitirip başını salladı, Hyunjin. "Minho'nun ajansındayken bana sponsor olan bir Fransız Moda Evi'nin sahibi vardı. Hatırlıyor musun?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
lostmyhead // hyunho
Fanfiction"Ben, onun teninin her bir noktasını ezbere biliyorum. Ve eminim sen, Hyunjin değilsin." The 1975 - lostmyhead