-24-

103 12 0
                                        

Sıkıntıyla bir nefes verdim ve saate baktım. Felix'i havaalanından almak için ayağa kalktım ve odama çıktım. Dolabımda bulunan kıyafetlerde kısa bi göz gezdirdim. Siyah bir pantolon ve üstüne bol rahat bir gömlek giydikten sonra deri ceketimi alıp çıktım.

Arabama bindim ve yavaşça havaalanına doğru sürmeye başladım. Hava güneşliydi, yaz aylarına yavaştan geçmeye başlamıştık ve sanırım beni tek motive eden şey de buydu. Ağlamalı günleri geride bıraktım sayılırdı.

Havaalanına girer girmez bi park yeri aradım. Yaklaşık yirmi metre ötemde gördüğüm boş yer ile hızlıca arabayı oraya doğru sürmeye başladım. Benden önce oraya girmeye çalışan bir araba görünce daha da hızlandım fakat o araba park yerine girmeye başlayınca içimden küfürler savurarak etrafa bakınmaya devam ettim.

Boş bir yer görür görmez hemen arabayı sürmeye başladım ve sonunda arabayı park ettiğimde torpidoda bulunan gözlüğümü aldım ve kendimi aynadan son bi kontrol ettim. Gökyüzüne bakıp gülümsedim. Dışarıda bir tane bile bulut yoktu ve güneş bütün ihtişamıyla parlıyordu. Arabanın kapısını açar açmaz başlayan yağmur ile kapıyı kapattım.

"Hadi amaaa"

Yavaşça arabadan indim ve gökyüzüne doğru baktım. Bu Mikail'in derdi neydi böyle?

"Mikail, durur musun acaba? Sinirlenmeye başlıyorum" Konuşmam ile yağmur anında durdu ve gökyüzünde beliren gökkuşağı ile gözlerimi devirdim. Benimle dalga geçiyor olmalıydı. Arabanın kapısını kapattım ve ıslanmış olan gözlüğümün camlarını silip tekrardan taktım. Saçlarımı son bir kez düzelttim ve havaalanına doğru yavaşça yürümeye başladım.

Güvenliklerden geçtikten sonra ilerde bulunan bekleme salonunda bir kafeye oturdum ve felix'in uçağının inmesini bekledim. Birkaç dakika sonra telefonuma gelen mesaj ile ayağa kalktım ve bana doğru koşan arkadaşımı görür görmez geriye doğru adımlamaya başladım. Bana doğru koşmuyordu. Bu kesinlikle normal bi koşma olamazdı. Atlaya atlaya geliyordu ve üstüme atlayacağı bariz bir şekilde belli oluyordu. Felix'in üstüme atlaması ile gözlerim fal taşı gibi açıldı ve geriye doğru sendeledim.

"Lan pofuduk ne kadar özledim seni haberin var mı?" Felix'in bana sarılması ile gülümsedim ve havada kalan ellerimi onun belinde birleştirdim. "Ben de seni çok özledim jikseu" 

Felix geri çekildi ve arkasında kalan bavulunu öne çekti. "Bensiz ne zorluklar çekmişsindir, tabi bensiz yapamazsın" Konuşması ile hafifçe kıkırdadım ve saçlarını karıştırdım. "Hiç büyümemişsin lan"

"Ya! Sen kendine bak be! bücür hyung"

Felix ile konuşurken aklıma jungkook'un gelmesi ile yüzüm düşmüştü bir kaç saniyeliğine dalmamı felix fark edince beni kolumdan tutmuş ve çekiştirmeye başlamıştı. "Üzgün görünüyorsun hyung bunları eve gidince konuşacağız tamam mı? Bu arada, jungkook nerede? onu aradım ama telefonunu açmadı"

"Eve gidince anlatırım felix"

"Peki nasıl istersen"

Felix ile beraber arabaya bindik ve benim evime doğru arabayı sürmeye başladım. Eve geldiğimizde felix bavulunu bir kenara fırlattı ve koltuğa doğru atladı. 

"Kahve ister misin?"

"Olur isterim" dedi boğukça. Yolculuk onu yormuş olmalıydı. Mutfağa doğru yöneldim ve kahve yapmaya başladım.

"Hyungie bana şu jungkook olayını anlatacak mısın acaba?" 

Felix mutfağa girdiğinde konuşmaya başladım. "Kısa süre önce jungkookla biraz tartıştık telefonunu açmama sebebi ise kendi telefon numarasını değiştirdi"

"Peki neden kavga ettiniz?"

"Beni kandırdı ve bana yalan söyledi " Bardakları elime aldım ve salona doğru ilerlemeye başladım. Ortadaki sehpaya kahveleri koyduktan sonra L koltuğa oturdum ve felix'in de karşımdaki tekli koltuğa oturmasını izledim.

"seni bayağı üzmüş olmalı peki neden söylemiş? Jungkook'u tanıyorum sana normalde asla yalan söylemez. Siz kardeş gibiydiniz"

"Evet öyleydik, Azrail'e kandı"

"Iıııı aslında biz şeytana uydu diyoruz ama neyse" Felix'in dediği şey ile kıkırdadım hiçbir şeyden haberi yoktu.

"Eeee senin şu garip araba kazası neydi bakalım yok ışığı gördüm yok melek geldi falan"

Ángel de la muerte | YoonminBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin