KUM SAATİ

379 7 0
                                        

Zaman, ne kadar kötü bir kavram değil mi? Tam belirsizlik simgesi. Bir şeyin zamanı varsa elinde mutlaka hiçbir şey yoktur. Zaman insana vermez zaman insandan alır. Geçirdiğim her an benden gitti bana gelen bir şey olmadı. Ben mi kullanmasını bilmiyordum? Evet ben bilmiyordum ben bilmeden zaman beni kullanıyordu. O hüküm sürerdi hayatıma, hep o beni kullanırdı zaman bile beni kullanırdı. Üç dilek hakkım olsaydı eğer üçünüde zamanı silmek için kullanırdım. Zaman hep zarar verir. Kimseye ilaç değildir kimsenin yarasını kapatmaz, kimsenin yarasını sarmaz. Beklediğimiz her an daha çok yaramız açılırdı. Ben bunun bilincinde büyütmüştüm kendimi. Yıllardır kapanmasını sabırla beklediğim o yara süre geçtikçe daha çok kanamaya başladı. Öyle ya bazı yaralar sardıkça daha çok kanardı..

Bir kaç dakika boyunca o notla bakıştım durdum sadece durdum. Ne anlama geldiğini asla bilmiyordum. Keşke gözümü kapatmasaydım kimin geldiğini görürdüm ama ben O geldi sandığım için kapatmıştım gözlerimi. Bir süre sonra kapı açıldı ve elinde poşetle Aras içeri girdi ve bakışı direkt beni buldu sonra elimde ki kağıda sonra yanımda ki kutuya. Göz bebeklerinin küçüldüğünü gördüm. Öylece kalmıştı benim kaldığım gibi. Hızlı bir şekilde yanıma geldi poşeti yatağa bıraktı ve hiçbir şey demeden elimde ki notu çekip aldı okudu defalarca okudu. Her cümleyi ezberledi ve kağıdı elinde sıktı. Sağ kolu titriyordu çok sinirlendiği belliydi. Ama neden bu kadar sinirlendi? Sinirlenmesi gereken kişi benim. Çünkü odaya biri giriyor bana bir kutu bırakıyor ve içini açıyorum bana üstü kapalı sözler ve gözdağı vermeler. O neden bu kadar sinirlendi? Tanıdığı biri miydi yoksa sevmediği biri mi? Soru sormaya korkuyordum. Kutuyu eline aldı ve kum saatini çıkardı baktı iyice neye dikkat etmeye çalıştığını anlamak için bende onun yaptığı hareketlere bakıyordum. Kutuyu yere attı ve kum saatini çevirip dolabın üstüne koydu kumlar akmaya başladı ve hiçbir şey demeden odadan çıktı. Arkasından bir kaç dakika öylece baktıktan sonra yatağa bıraktığı poşete baktım. İçinde yemekler vardı cam kapların içinde. Sanırım evden gelmiş olmalı hazır yemek değildi bunlar. Evden geldiyse bile Hilde'nin yaptığına o kadar emindim ki. O cam kaplar bir kadının elinin değdiğini apaçık belli ediyordu. Daha fazla dayanamadığım için poşetin icindeki yemek kaplarını çıkardım yatağa koydum. Evet kesin Hilde'nin parmağı değmiş. Çatal, kaşık, bıçak, tuz,peçete her şey vardı. İlk kutuyu açtım ve gerçekten yemekten bıkmayacağım o yemeği gördüm. Yaprak sarması. En son çok küçükken yemiştim annem yapardı işten fırsat bulduğu zamanlar. Annem yapamadığı zaman büyük annem yapardı yanına gittiğimde her gün yerdim. Diğer kutuları açmak bile istemedim bu yeterdi bana. Daha sıcaktı mis gibi kokuyordu. Hiç çatalı alma zahmetine bile girmeden iki parmağımın arasına o sarmayı koydum öyle yemek istiyordum tadını ancak öyle alırdım. Ve yemeye başladım. O kadar güzel ki tarif edilecek bir şey değil bu. Zeytinyağlı üstüne. Hilde eminim sen yapmışsındır gördüğüm an anlamıştım ne kadar yetenekli bir kadın olduğunu ellerine sağlık. Anneannem'in yaptığına o kadar benziyordu ki hatta tadı ondan daha güzel bile diyebilirim. Hızlı hızlı yedim sanki ellerimden gidecek diye. Resmen yarısını yemiştim ve o kadar iyi gelmişti ki. Diğer cam kutulara baktım. Birinde tatlı vardı diğerinde börek. Gerçekten ev yemekleri özellikle anne yemekleri bunlar. Gözlerim doldu. Keşke annemde bana böyle yemekler yapsaydı. Annem sürekli çalışırdı eve geç gelirdi aradığım zaman bana dışardan yememi söylerdi. Ama yapmazdım hep internetten tarif bakardım ve yapmaya çalışırdım. İlk öğrendiğim şey yumurta kırmak olmuştu hatta öğrendim diye bir sürü yumurta kırmıştım ve tiksinip yememiştim. Her gün başka şeyler deniyordum öğreniyordum. Ve bir süre sonra gerçekten yemek yapmayı öğrenmiştim ve hemen hemen her yemeği yapmayı bilecek durumdayım. Sarma sarmayı da öğrenmiştim fakat kendi başıma yapmayı istemiyordum. İstiyordum ki annem olsun onunla sohbet ederek sarayım ve beraber yiyelim. Ama annem buna hiç fırsat vermemişti. Annem kariyer kadınıydı aşka dair ağzından tek kelime duymazdım ben söylediğim de bana kızardı ve bana şunu derdi. "Ona ancak aciz insanlar sahip olur. Aşk acizliktir,kendinden ödün verip kendini başkasına çevirmen demektir. Aşk kalabalık sokakta, çarşıda yürümek demektir. Gelen geçen seni görmeden ayağının üzerine basıp gider seni farketmezler ve sana bir pardonu bir özrü bile çok görür. Aşk basitliktir, ayağını yerden keser ve sonra aynı yere ayağın olmadan döndürür." derdi. Haklı mıydı? Aşk insanın ayağını yerden kestikten sonra ayağın olmadan seni olduğun yere geri mi bırakırdı? Ben böyle düşünmüyorum hiçte düşünmedim. Bence aşk olduğun yerden başkası için gidememek demektir. Şuan olduğum gibi. Ama ben annemin açtığı yara yüzünden bugün ayaklarımdan oldum. Önce diz kapaklarım sonra avuç içlerim. Annem gelip diz kapaklarımı öpüp affetmemi istese affederim. En çok oradan yara aldım ben ve bir tek orayı annem iyileştirir. Annemden başka hiç kimse olmadı hayatımda. Kahramanımdı o benim. Bütün hayatımı annemin gözüne girmek için geçirdim. Yaptığım hiçbir işi beğenmezdi. Benide beğenmiyordu. Kavga ettiğimiz her zaman bana "Sen benim kızım olamazsın, sen benim gibi bir kadının kızı olamazsın." diyordu şimdi anlıyordum. Üzgünüm anne gerçekten ben senin kızın değilim. Ben tek kaldığım süre boyunca kendi kendime kızım oldum merak etme kendime hem anne oldum hem baba hemde kızım oldum. Ben kendimin her şeyi oldum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordum bile o kadar çok yemek yedim ki kusmak üzereydim ama o kadar lezzetli yemekler vardı ki. Kutuların çoğunluğu özellikle yaprak sarması bitmişti. Kutuları geri poşetin içine koyup dolabın üzerine bıraktım susamıştım üstüne kalkıp alacak durumda bile değildim. Buda fiziksel çaresizliğimden kaynaklı. Sigara ile bastırmak istedim ama sigara bile alacağım yere uzaktı. Yine fiziksel çaresizliğim. Hava yavaştan kararmaya başlıyordu artık çok sıkılmıştım telefonum yoktu. Üstüne Tahir. Ah Tahir delirmiş olmalı polise bile gitmiş olabilir. Belkide anneanneme gittiğimi ve kafa dinlemek istediğimi düşünmüştür. Arada bir öyle yapardım haber vermeden giderdim telefonumu da kapatırdım. Döndüğümde söylerdim nerede olduğumu ne yaptığımı. Tahir'de benim her şeyim olmuştu. Onun dizinde omzunda ağlardım oda benimle ağlardı onunda ailesi yoktu vefat etmişti. Benim ailem ise babamı hiç tanımıyordum annemde kendini benim gözümde yaşarken öldürmüştü. Ve yeniden ağlamaya başlamıştım. O kadar saçma bir durumun içine düşmüştüm ki. Katil olmuştum ve az kalsın kendiminde katili oluyordum. Ve bir kaç gün önce başka biri -ben dışında- benim katilim olacaktı. Ama kaderin getirdiği puzzle ben koymadan başka biri benim parçamı yerleştirdi ve seyrini değiştirdi. Ben kendimi içinden çıkamadığım düşüncelerimle başbaşa bırakıyorum. Uzandım iyice ve gözlerimi kapattım. Belki gerçekten bunlar bir rüyaydı ve ben gözümü açtığımda o zaman gerçeğe dönerdim. Şuan ilk defa karanlığın beni asıl gerçeğe çıkarmasını istediğim için gözlerimi kapatıyordum.

🪄

Eski evimizin bahçesinde annem ve bir adam konuşuyordu. Geldiğimi görmemiş olmaları gerek bende sohbetlerine dahil olmadan onlara kulak misafiri oldum. Annem ısrarla adama "Sen benim hayatımın en büyük yalanısın." Diye bağırıyordu. Adam ise sadece anneme gözünün içine bakıyordu. Bu adamın yüz hatları bana hiç yabancı gelmiyordu. Annem ona bağırmaya devam ettikçe gözlerinden yaş akıyordu. Adam ise hiçbir şey demeyip annemi dinliyordu. Annemi ilk defa ağlarken görmüştüm çok tuhaftı. Anneler nasıl olurda ağlardı? Anneler ağlamaz ki annelerin güçleri vardır ne olursa olsun anneler asla gözyaşı dökmezler. Peki benim annem neden ağlıyordu? Bu adam annemi nasıl böyle ağlatırdı kim bu adam? Annem adamın omuzlarına vuruyordu. "Sen en büyük pişman oluşumsun. Sen olmasaydın benim hayatımda yaşayacağım ikinci pişmanlığım bile olmayacaktı." İkinci pişmanlık ne demek? Ben bunu düşündüğüm sırada annemin gözleri benim gözümü buldu. Adamda bana baktı ikiside bana bakıyordu şuan. Annemin gözünde ki nefreti görebiliyordum. Annem neden bana böyle nefretle bakıyordu ki? Adam yavaş yavaş benim olduğum tarafa yürümeye başladı beni gördükçe yüzünde masum bir gülümseme oluştu yanağında çok güzel bir gamze vardı. Çok sempatik biriydi çok yakışıklı biriydi. İyice bana yaklaştı ve yaklaştıkça gözlerini daha yakından görme fırsatım oldu. Gözleri aynı benim gözlerim gibi. Ağaç kovuğu rengi. Üzerinde beyaz t-shirt ve beyaz pantolon vardı. Çok güzel görünüyordu. Ona baktım gözlerine gözleri çok güzeldi benim gözlerim ile aynı renkti sonra gözlerim bileğinde ki o kaba ize değdi. Aynı iz bende de vardı. Annem bunun doğum lekem olduğunu söylemişti. Çok büyük durduğu için onu kapatma tercihinde bulunurdum hep ama bu adamda o iz çok güzel görünüyordu sanki kendine ait imza gibiydi. Adam lekeli olan kolunu yani sağ kolunu bana doğru uzattı. Elini tutmamı istiyordu. Hiçbir şey demeden elini tuttum ve gülümsemesi iyice arttı. El ele annemin yanına gittik. Adam gülüyordu ama annem nefret doluydu. "İkinizden de nefret ediyorum." dedi. Annem neden bizim için özellikle benim için bu cümleyi kurdu ki? Anneme elimi uzattım ama annem elimi görmedi bile. Alayla güldü. "O adamın elini bende tuttum. Tuttuğum gibi kolsuz kaldım. Yıllar boyu kolsuz kalışımın gerçekliğini bana tokat gibi yüzüme sen vurup durdun Alçin." Anneme bir şey söylemek istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Adam anneme sadece gülümsedi ve elimi tutarak peşinden çekti beni. Arkamı döndüm ve annemde dönmüştü annemin sırtını görüyordum. Sırtında iki bıçak vardı omuzlarının altına saplanan iki tane bıçak. Anlık şokla durdum ama adam elimi bırakmadı. Annem yürümeye başladı seslendim dönmedi bağırdım yine dönmedi ve ortadan kayboldu. Önüme döndüğüm sırada adamda gidiyordu elimi bırakmıştı. Adamın peşinden ilerledim. Adam çok hızlı gidiyordu ona yetişmek için koşmaya başladım. Adam o kadar hızlı ilerliyordu ki ona ulaşamıyordum koşmaya devam ettim ama düştüm dizlerimin üstüne. Dizlerim çok acımıştı avuç içlerim kanıyordu. Kafamı yerden kaldırdım ve adam yoktu. Arkamı döndüm bomboş bir arazideyim hiç kimse yok çevremde bir ağaç bile. O şekil durup ağladım. Ve arkamdan biri geldi kafamı çevirip bakamıyordum bile belki annemdir belki o adamdır. Omuzumda bir el hissettim sonra o eli belimde beni kaldırdı. Gelen kişiye hâlâ bakma cesaretinde bulunamıyordum ayağa kaldırdı beni. Birden havalandım beni kucaklamıştı. Kesinlikle bir erkekti bu. Kokusu çok güzeldi. Hanımeli gibi kokuyordu ilkbahar kokuyordu. Kafamı ona çevirdim ve bir çift göz gördüm. Yine bu göze yabancı değildim. Ve sesini duydum. Bu sese de yabancı değildim.
"Sonsuz kere diz kapaklarını öpsem acın geçer mi? Avuç içlerini nefesime dokundursam kalbimi tutar mı?"

SİYAH SATIR (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin