⚠️Kurguda kusurlar olabilir, bunları gözardı ederek okumanızı rica ediyorum. Bölümler daha sonra düzenlenecektir📌
///
Polisler artık çıldırmak üzereydiler. Bir dosya kapanmadan başka bir dosya açılıyor hiçbir sonuç elde edemiyorlardı. Kendine "SY"...
Bazen olmuyorsa da zorlamak gerekir. Kabullenmek her zaman doğru bir seçenek değildir.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
🔪
Şöyle bir düşünüyordum da geçtiğimiz birkaç ayda o kadar çok şey yaşamıştım ki düşünürken dahi aklımı kaçıracak gibi oluyordum. Aynanın karşısına geçtiğimde yansımamla göz göze gelmekten dahi utanır hale gelmiştim. Neler yapmıştım ya da neler yaşamıştım. Oysaki yolun başında tek gayem mesleğimi hakkıyla yerine getirebilmekti.
İdil VAROL kimdi?
Sürekli gözyaşı döküp ağlayan bu kız mı, yoksa herkese inat kendine inanan ve başarılı bir polis olmak için uğraşan biri mi?
Gerçek İdil abisini karşısına almış ve ilk hayal kırıklığını o zaman yaşamıştı. Çözmek istediği bir dosyada yetersiz görülmüş ve gurur kırıcı sözlerle yıllardır yaşadığı evden kovulmuştu. Abimin o acımısız sözleri hala kulaklarımdaydı. İnsan seviği kişilerden darbe alınca bunu hayatı boyunca asla unutamıyordu. Evet üzerinden aylar geçti ama ben hala sözlerini dün gibi hatırlıyordum.
"O zaman ne halin varsa gör, istemiyorum seni evimde"
Bu cümle benim için hem yıkım hem de yeni bir başlangıç olmuştu. Yıkım nedenim ona yük olduğumu ve bunu yıllarca anlayamamış olmamdan ötürüydü. Başlangıç olma nedeni ise tek başıma yaşayacağım ve kimseye hesap vermeyeceğim bir evimin olmasıydı.
Kovulduğum o eve geri dönmemiştim. Peki kovulduğum işime geri dönecek miydim?
Evet dönecektim. Ben bu meslek için çok çaba harcamıştım, tüm çabalarımın bir hiç uğruna elimden kayıp gitmesine izin vermeyecektim.
Yüzüme çarptığım soğuk suyla biraz olsun kendime gelebilmiştim. Onun yanından ayrıldığım anda kendimi emiyete ait lavaboya atmıştım. Gözlerim ağladığım için kızarmış, ellerim sinirden titriyordu. Sözleri hâlâ beynimde tekrar edip duruyordu. Başka birisinin kollarına koştuğumdan bahsetmişti öyle değil mi?
Evet başkasının kollarına koşmuştum. Kollarına koştuğum kişinin yanında o kadar çok mutluydum ki bü yüzden iki kez kendimi öldürmeye kalkışmıştım.
Bir başkası için Göktuğ'un sözleri fazla kırıcı olmayabilirdi ama benim için çok ağırdı. Bana aşık ve beni çok iyi tanıdığını iddia eden bir adam bu sözleri sarf etmemeliydi.
Bir şeyi daha, çok iyi anlamıştım. Sevgi güçsüzlük demekti. O kişinin karşısında dilin lâl olur ve kendini savunamazsın. Bugün aynı şeyi yaşayan biri olarak bunu tecrübe etmiştim. Ben onun karşısında ağlayarak sustum. Ve suskunluğum en büyük yıkımı beraberinde getirecek.
Aklıma Engin geldiğinde daha fazla oyalanmayı kesip lavabodan dışarı çıktım. Emniyetin çıkışına doğru ilerlerken karşıma çıkan kişiye boş bakışlar atmıştım. Şu an için yüzünü görmek istediğim son insan dahi değildi. O da en az benim kadar karşılaşmamızdan hoşlanmamışa benziyordu. Tam karşımda durduğunda çatık kaşlarla ona bakarak konuştum. "Hiç utanmıyorsun öyle değil mi?"