Merhaba sevgili okurlarım;
Multimedyada bulunan temsili karakterimiz ile sizleri tanıştırayım.
Kendileri, ana karakterimizin odun eski sevgilisi: ''Bulut Kıran.''
✴✴✴
"Gerçekten, uzun zaman oldu."
Bulut'un sesi tüm dikkatimi dağıtmıştı. Buna hazırlıksız yakalanmıştım çünkü biz ayrılalı yalnızca aylar olmuştu. Başımı, fincanımdan kaldırdım ve gözlerinin içine baktım, bana sorgularcasına bakıyordu.
"Nerelerdeydin?"
"Seni ilgilendirmeyen bir yerlerde..." dedim yavaşça, ardından fincanımı ona doğrulttum ve içimden bir yudum aldım. Ece, "uuu." diye bir ses çıkartmış ve neşeyle kıkırdamıştı.
"Neden bu kadar sertsin ki? Yalnızca basit bir soru sormuştum."
"Senin kadar basit bir cevap verdiğimi düşünüyorum."
Bulut, gözlerini devirdi. "Ayrılığın travmasını atlatamamış olmalısın..."
"Umurumda olmadığını, hala anlayamadın mı?"
Ece, ortamdaki gerginliği bölmek istercesine, fincanını gürültüyle masaya bıraktı ve etrafa, birkaç damla mocha sıçradı. "Hey haydi ama..." dedi neşeyle. "Eski, eskide kaldı öyle değil mi? Neden daha güzel konular konuşmak varken, böylesine sıkıcı şeylerden bahsediyoruz?"
"Masada Bulut varken, güzel şeylerden bahsetmek ne mümkün..." oturduğum yerden bir hışımla ayağa kalktığımda, krem rengi sandalyem geriye doğru düştü. "Eğer biraz daha burada kalırsam, sanırım bu fincanı birilerinin kafasında parçalayacağım."
"Sert kız, severiz..." dedi Bora. Ece, ona bir çimdik attığında ise acıyla inledi.
"Azra, lütfen masaya geri oturur musun?" Bulut da benimle birlikte ayağa kalkmıştı. "Sadece eski bir arkadaş olabiliriz."
"Seninle arkadaş olmak isteyen kim ki?" ona bağırdığımda, Harun da benimle birlikte ayağa kalkmıştı.
"Onun, bir arkadaşa ihtiyacı olduğunu sanıyor musun gerçekten?" Harun, Bulut'a acıyan gözlerle baktı, ardından bana döndü. "Yürü." dedi sessiz bir emir verirken. "Seni evine bırakacağım."
✴✴✴
Aradan iki gün geçmişti.
Sabahın köründe kalkmama sebep olan alarma göz ucuyla baktığımda, krem rengi komodinimin üzerinde yer edinen pembe renkli çerçevenin içerisindeki fotoğraf ile göz göze gelmiştik. Fotoğrafta, ölen abim Ulaş ve Ben gülümseyerek poz vermiştik ve henüz çok küçüktük. En azından ben, çok küçüktüm.
Yatakta doğruldum ve derin bir nefes aldım. Mor rengi battaniyemi üzerimden sıyırırken, bacaklarımın yatağımdan, parke zemine doğru salınmasına müsaade ettim. Saçlarım, önüme perde gibi dökülürken, aynadaki görüntüme göz gezdirdim. Gerçek bir ruhu andırıyordum...
İstanbul Teknik Üniversite'sinde, Peyzaj Mimarlığı ikinci sınıf öğrencisiydim. Gerçekten, tasarıma merakım olduğundan değil, yalnızca Harun ile aynı sınıfta olabilmek için bu bölümü seçmiştim. Şimdi birlikte aynı üniversiteye gidiyor, aynı dersleri görüyor ve tüm vakti birlikte geçirebiliyorduk...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Turunculu.
Fiksi RemajaHayaller, derin bir uçurumu andıracak kadar derinlerdi. Kaderin yazıldığı uç noktalar, hayallerin bittiği yerlerdi. Uçsuz bucaksız, eşsiz dünya da kurulan hayaller... Güvenerek başlanırdı her yola, inanılırdı kavuşulabileceğine bir gün...
