Finalden sonra ne Oldu?

4.9K 186 76
                                        

Bölüm şarkısı yukarıdadır.


  Just open your eyes
Just open your eyes
And see that life is beautiful.
Will you swear on your life,
That no one will cry at my funeral?  

  Sadece gözlerini aç

Sadece gözlerini aç

Ve gör, hayatının güzel olduğunu...

Hayatının üzerine yemin edecek misin,

Hiç kimsenin benim cenaze törenimde ağlamayacağına dair?


Harun Şah'tan;

Kapının kilidine anahtarı güçlükle soktum ve tam iki kez sola çevirdim. Benim kadar güçlü birinin, ufak bir anahtarı kilit de çevirmesi en fazla ne kadar zor olabilirdi ki?

Ama bu sefer ki inanılmaz derecede zor olmuştu. Özellikle kilidini açtığım ev, Azra'nın evi idiyse. Artık içinde onun bulunmadığı bir ev. Morgdan ne farkı vardı ki?

Aslında, her evin kendine has bir kokusu olduğunu düşünürdüm, daha küçüklüğümden beri. Azra'ların evine girdiğimde, genellikle aldığım kokular çikolatalı kurabiye kokularıydı. Ya da ona benzer yemek kokuları... Bu koku büyüdükçe değişmiş ve yerini bambaşka kokulara bırakmıştı.

Azra ve Ulaş, anneleri şehir dışına çıkmaya başladıktan sonra bu eve taşınmışlardı. Bu eve her geldiğimde, karşılaştığım koku aynıydı. Yasemin kokardı. Azra'nın kokusu...

Kapıdan içeri girdiğimde, beklediğim manzara ya da alıştığım manzara bu değildi. Bu kapıdan içeri girdiğimde, Azra'nın somurtkan suratıyla karşılaşırdım. Beni görünce bir güneş gibi parlayan pürüzsüz suratıyla. Turuncu saçlarıyla salına salına yürür, içeriye girmem için beni davet ederdi.

Herkes ona, ''Buz kraliçesi.'' diyor olsada bu ev, onun varlığıyla ısınıyordu.

Açık olan kapıyı kapattığımda, tenime değen soğuk iliklerimi titretmişti.

''Senin yokluğunda, ev bile ısınamıyor ha Turunculu.''

Dudaklarımı birbirine bastırıp ilerlemeye başladım. Bu eve geliş amacım genelde aynıydı. ''Azra'yla konuşmak, Azra'yı görmek ve İnci Sultan'ın lezzetli yemeklerini yemek ve belkide ritüeller...'' Üzücü olan tarafıysa, bu sefer ki gelişimin, bunlardan hiçbiriyle alakası olmamasıydı.

Bu sefer ki geliş amacım, diğer hepsinden çok farklıydı. Azra'nın vasiyetini yerine getirmek için gelmiştim.

Kalbimde açık kalan bir yaraya tuz bastırılıyormuş gibi hissetmiştim. Bu acı, bizim için oldukça fazlaydı.

Gözümü derli toplu duran salona çevirdiğimde, suratıma gözyaşlarımın davet ettiği bir şölen serildi. ''Gülümseme şöleni.'' Daha bir ay öncesine kadar, sehpanın etrafında oturup attığımız kahkahalar kulaklarımda çınlamıştı.

**

''Pekala.'' diyordu Bora, iki elini birbirine çarpıp aptal gibi sırıtırken. ''Herkes vasiyetini söylesin.''

Azra'nın salonunda bulunan sehpanın ortasında hepimiz bağdaş kurmuş, şaşkın bir surat ifadesiyle Bora'ya bakıyorduk.

''Konumuz ölüm mü yani?'' dedi Ece, kaşlarını çatıp suratını ekşitirken. Ayağa kalkmak için bir hamlede bulundu. Elini sehpaya yasladı.''Ben gidiyorum.''

Turunculu.Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin