Bu bölümde yorumunu çok beğendiğim kişiyi açıklayacağım.
Varlığıyla hayatımı, yorumlarıyla romanımı süsleyen sevgili Zeynep'imi öpüyorum buradan. Ve seni çok sevdiğimi söylemek istiyorum...
Doğum günün kutlu olsun prenses.
*******************************
'' Her zamanki gibi güzel. ''
****************************************
✴✴✴
Uyandığımda, saat 08.36 geçiyordu. Deliksiz bir uyku çektiğim söylenemezdi. Acı yüzünden ve elimin değdiği yerler yüzünden. Elimin acısıyla uyandığım çok an olmuştu elbette. Ama bunları umursamıyordum. Fiziksel acıya her ne kadar dayanıklı olamasam da dayanıklıymışım gibi görünmek zorundaydım. Yoksa insanlar beni hep fiziksel tarafımdan vurabilirlerdi. Bu sözü Ulaş bana neredeyse her gün tekrar ederdi. Bundan dolayı bilinç altıma yerleşmişti.
Hastalığım bugün biraz daha dinmişti. En azından şu an sadece öksürüyordum. Annem evde yoktu. Ev soğuktu ama o yokken sanki bir tık daha soğuk gibiydi. O ne zaman yanımda olmuştu ki?
Üzerimdeki mor yorganı kaldırdım.
Battaniyenin tüyleri, kuş tüyü kadar yumuşaktı. -Kedi diyemeyeceğim için kuş ile yetinin lütfen.- Bunu seviyordum. Sol elimle gözümü ovaladıktan sonra banyoya girip, aynadan suratıma baktım. ''Zombie girl?'' dedim aynadaki surat ifademe. O da bana aynı şekilde tekrarlamıştı.
''Bugün çok çirkinsin.''
''Gözlerinde şişmiş seni salak!''
''Sensin salak!'' delirmedim. Sadece aynayla konuşuyorum.
Yüzümü yıkayabildiğim kadar iyi yıkadıktan sonra muz rengi havluya suratımı sildim ve banyodan çıktım. Koşu yapmak istiyordum. "Ne, koşu mu?" diyordu içimden bir ses. ''Evet koşu.'' dedim onu bastırarak, formda kalmak için yapılan ufak bir spor.
Hava şartlarının uygunluğunu göz önünde bulundurmasam da kafamı dağıtmak istediğime kalıbımı basabilirdim. Dün ki manzara beynimin içinde yer edinirken, yavaş hareketlerle üzerimdeki kazaktan kurtuldum. Üzerime mor renkli sporcu sutyenimi ve onun üzerine gri renkli polarımı giyindim. Bacaklarım da kalın siyah taytım zaten olduğu için hazırdım.
Tek sorun saçlarımdaydı. Boy aynasından kendime bakarken, ''Oldukça dağınık.'' dedim somurtarak. Dün gece Tarık'tan toplamasını rica etmiştim fakat saçlarımı açık sevdiği için özensiz bir toplama yapmıştı. Sabah açılacağını bile bile yapmıştı. Mecburi olarak saçımdaki tokayı çıkarttım ve saçlarımı özgür bıraktım. İlk defa özgürlüğünü hak ettiklerini düşünürken hem de...
Telefonumu cebime atmadan önce, mesaj var mı yok mu diye kontrol ettim fakat yoktu. Bugün günlerden 18 Kasım, çarşambaydı. Uzun bir süredir fakülteye gidememiştim. Bu sene kesinlikle bütlere kalacaktım. İkinci senemi bütlere kalarak geçirmek istemiyordum.
Kapıya kadar geldiğimde, etrafıma dönüp şöylece bir baktım. ''Ben Azra Güler. Yirmi yaşındayım, gülüyorum.'' dedim ve evden çıktım.
Asansöre biner binmez, aynadaki surat ifademe baktım. Sol elimin parmağıyla kaşımı düzelttim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Turunculu.
Novela JuvenilHayaller, derin bir uçurumu andıracak kadar derinlerdi. Kaderin yazıldığı uç noktalar, hayallerin bittiği yerlerdi. Uçsuz bucaksız, eşsiz dünya da kurulan hayaller... Güvenerek başlanırdı her yola, inanılırdı kavuşulabileceğine bir gün...
