✴✴✴
Suratımdaki gülümsemeye ve şaşkınlık ifadesine engel olamamıştım. Tarık buradaydı, peki ama nasıl? ''Senin ne işin var burada?''
Gözlerini kısıp, beni bir mücevhermişim gibi dikkatle süzerken, telefonunu cebinden çıkarttı.
''Azra Güler, gülüyor ha! Kesinlikle bu anı kameraya almalıyım.'' dedikten hemen sonra telefonuyla fotoğrafımı çekti. ''Klik.''
Telefonunun flaşı gözlerimi acıtsa da bunu pek umursamamıştım fakat fotoğrafta nasıl çıktığımı merak ediyordum. Elimi telefonuna doğru uzattım. ''Hey, hemen ver şunu! Nasıl çıktığıma bakmalıyım.''
Dudaklarını büzüştürüp, kafasını hayır anlamında salladı. ''Asla. O fotoğraf bana özel ve sen göremeyeceksin.'' dedi. Hemen ardından elleriyle direksiyonu kavradı ve başıyla yan tarafındaki koltuğu işaret etti. ''Haydi, partiye geç kalacağız.''
''Kalacağız?'' deyip tek kaşımı kaldırdım.
''Eğer arabaya binmezsen, anlatmayı düşünmüyorum.'' dedi kolunu açık olan cam yerine yaslarken.
Üzerinde, onu çok yakışıklı gösteren bir smokin vardı. Siyah ceket, beyaz gömlek, beyaz gömlekteki siyah düğmeler... Onu ilk defa bu kadar yakışıklı görüyordum. Tarık, smokin içinde bu kadar çekici görülebiliyordu ha...
Eteğimin kenarından tutup, arabasının diğer tarafına doğru geçerken, taksi durağındaki adama seslendim. ''Taksiye gerek kalmadı. Bir arkadaşımla gideceğim.''
İçerideki adam cevap vermedi. Büyük ihtimalle duymamıştı. Fakat taksi geldiğinde ve beni bulamadıkları zaman anlayacaklardı, çoktan ortadan kaybolduğumu.
Asil hareketlerle geniş koltuğu bulunan arabaya kurulduğum an, Tarık direksiyonu sıkıca kavradı ve yanağımdan bir öpücük alıp, gaza bastı.
Bir yandan yolu seyrediyor, bir yandan gözleriyle beni süzüyordu.
''Nutkum tutuldu Peri kızı.'' deyip, gözlerini ardına kadar açmıştı. Arabanın camındaki manzaraya gözlerimi devirip, Tarık'a döndüm.
''Sen partiye nasıl girmeyi düşünüyorsun?'' Bu soru gerçekten aklımı kurcalıyordu.
''Kayra gerekli ayarlamaları yaptı.'' omuz silkti. Hemen ardından gözlerini bana çevirip, kaçamak bir şekilde gülümsedi. ''Yani bu gece bana aitsin.''
Gülümsedim, bu gerçekten güzel bir başlangıçtı. En azından ikimiz için... Bir dakika, biz ne ara ikimiz olmuştuk? O esnada Tarık, düşüncelerimin önünü bir bıçak gibi kesti ve gözlerini bana çevirdi.
"Biliyor musun? Bu gece için yeni bir karar aldım. Eğer bu gece güzel bir şekilde sevgili rolümüzü oynamazsan, bu oyunumuz iki haftaya uzayacak.'' çocuğuyla konuşan ebeveyn tavrını takınmıştı. ''ve bu da demek oluyor ki iki hafta daha telefonuna dokunamazsın.''
Gözlerimi kısıp ona ölüm tehlikesi bakışı da atsam, bundan artık pek etkilenmediğini fark edebiliyordum. Fakat garip bir şekilde kendimi mutlu hissediyordum. Hem de çok...
Partinin girişine geldiğimizde, neredeyse tanıdık tanımadık bir sürü insanın partiye akın ettiğini gördüm. Bir sürüden kastım, yaklaşık elli kişi filan vardı. Partide her sene 60 kişi olurdu. Belki istisnai durumlarda 61... Fakat bu sayı üzerine gelen biri olursa da gelen kişi içeriye alınmazdı. İçerideki çoğu kişi tanıdık olduğu için insanların canı sıkılmazdı ve genellikle eğlenceli şarkılar eşliğinde, çiftlere sorular sorarlardı.
Gecenin en sonunda ise: ''Prens ve Prenses.'' seçilirdi. Prensese bir taç, Prense ise dudaklarına sıkıştırması için bir adet gül verilirdi. Prens olan kişi; gülü dudaklarıyla sıkıştırır ve prensesiyle bir sürü fotoğraf çekilirdi. Fotoğraf çekimlerinin ardından ise gece sona ererdi ve bir daha ki parti gününe kadar, parti alanının duvarları; o yılın prens ve prensesinin fotoğraflarıyla döşenirdi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Turunculu.
Novela JuvenilHayaller, derin bir uçurumu andıracak kadar derinlerdi. Kaderin yazıldığı uç noktalar, hayallerin bittiği yerlerdi. Uçsuz bucaksız, eşsiz dünya da kurulan hayaller... Güvenerek başlanırdı her yola, inanılırdı kavuşulabileceğine bir gün...
