Görkem'den
Aylar önce, Yağmur'a aşkımı ilan etmeden hemen önce, birlikte nane çayı içtiğimiz o mekândaydık yine. Bu kez arkadaşlarla gelmiştik, pazar gününü birlikte geçiriyorduk. Temmuz sonuydu, kimi tatilden dönmüş, kimi de gitmeye hazırlanıyordu. Bizim ekipse bugün tam kadro sayılırdı.
Anıl masanın baş köşesinde oturmuştu. Ben Kenan'la karşılıklı, yanımda Aybars, Kenan'ın yanında Yusuf vardı. Masanın iki ucunda ise Hüseyin ve Murat oturuyordu. Sohbet koyu, hava sakindi.
"Anıl, Marc değil mi o geçen ?" dedi Aybars, deniz kenarına doğru işaret ederek.
Anıl hemen dönüp baktı, "Aaa evet o! Dur, çağırayım hemen," deyip ayağa kalktı.
Bir süre sonra Marc'la birlikte girişte karşılaştığı İlyas'ı da yanına alarak masaya geri döndü.
İlyas daha oturmadan sordu:
"Ne oldu oğlum kaşına?"
Anıl gülerek, "Birini fena kaşıdım da, ben de biraz nasiplendim işte," dedi. Hepimiz güldük.
"Refleksleri kuvvetli değil ya bunun," dedi Marc.
"Ya bir git ya, karşı tarafı görecektin sen. O zaman görürdün anyayı gonyayı !"
"Anya gonya, o ne demek ?"
Marc'in annesi siyahi babası ise Türktü, Türkçeyi biliyordu ama değimlere bu kadar hâkim değildi.
"Boşver kanka"
"Söyle ya kim o !?"
"Değim değim, insan değil (proverbe turc)"
Sohbet devam ederken, bir an deniz kenarında yürüyen birini fark ettim. Derin'di. Yanında bir kız vardı. Sakin adımlarla sahil boyunca yürüyorlardı. Gözlerim dondu kaldı.
İçimde bir şey, kabuğunu çatlatıp dışarı çıkmak ister gibiydi.
"Bu ne şimdi ya? Bir öyle, bir böyle... dalga mı geçiyor bu benimle?"
Ellerimi yüzüme götürdüm, derin bir nefes aldım. Belki de gözlerim bana oyun oynuyordu. Belki de bilinç altım, görmek istediğimi gösteriyordu. Ama içimdeki his... o inatçı, rahatsız edici his... susmuyordu.
"Herşey apaçık ortadayken, neden inanmak istemiyorum !? Neden?
Delireceğim artık!" diye mırıldandım, ama sesim beklediğimden yüksek çıkmış olmalıydı ki, herkes bir anda bana döndü.
İlyas hemen atladı:
"Kimden bahsediyorsun birader?" dedi, göz kırparak.
Onun bu rahat tavrı, konu açmaya niyetli olduğunu belli ediyordu ama benim konuşacak hâlim yoktu.
"Yok, yok bir şey değil. Dalmışım öyle," dedim.
Gözlerim hâlâ Derin'deydi. Kızla gülüşüyorlardı. Fazla samimi... fazlasıyla.
Aybars hafifçe eğildi, "Kız meselesi galiba," dedi alayla.
"Yok öyle bir şey," dedim hızlıca. Ama tam o sırada Anıl'ın sesi yükseldi:
"Laaaan, bu o!"
Bir anda ayağa fırladı. Ellerini ovuşturuyordu.
Marc ve İlyas da kalktı, Hüseyin'le Yusuf sandalyelerini geri itip kalkmaya hazırlanıyordu.
Masadaki hava bir anda değişmişti, az önceki sakinlik, yerini gergin bir kıvılcıma bırakmıştı.
Hepimiz Anıl'a bakarken, şaşkınlıkla "N'oluyor Anıl, kim o?" dedim, kolundan tutarak.
Öfkeyle Derin'e bakıyordu, bize dönünce bir an sustu, sanki dili tutulmuş gibiydi.
"Delirtme adamı, anlatsana kardeşim," dedi Kenan sabırsızca.
Anıl başını hafifçe eğip alçak bir sesle "Kimseye söylemeyeceğim diye söz verdim ama... bilseniz de fena olmaz aslında," dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomanceÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
