Veda & Vuslat

0 0 0
                                        

​Hastanenin o çiğ beyaz ışıklarından ve her yerime sinen ilaç kokusundan kurtulup eve döndüğümde, özgürlüğüme kavuşacağımı sanmıştım. Ama yanılmışım. Şimdi kendi salonumda, en sevdiğim kanepenin üzerinde, alçıya alınmış bacaklarım ve askıdaki kolumla adeta bir mahkûmdum. Kaburgalarımdaki her sızı, o gecenin, o çarpışmanın ve en çok da o kavganın bir hatırlatıcısı gibi ciğerime batıyordu.

​Ev, adeta ana baba günüydü. Abimin nişanını tebrik etmeye gelenlerle, kaza haberini duyup geçmiş olsun dileklerini sunanlar kapıda birbirine çarpıyordu. Annem ve Deniz ablam, mutfakla salon arasında mekik dokuyup durmaksızın çay tazeliyorlardı.

​"Canım benim, nazara geldin resmen!" diyordu mahallenin ayaklı gazetesi teyzelerden biri elimi okşarken. "Abinin nişanında kuğu gibiydin, tabii herkes gözü çıkmış gibi baktı sana."

​"Hele Metehan'la bir dans edişiniz vardı... Milletin dibi düştü 'bunlar ne güzel anlaşıyor kuzen kuzen' diye. Ah Yağmurum, sana kurşun dökmeli!"

​Laf mı sokuyordu yoksa övüyor muydu emin olamasam da aldırmadım. Elâlem bu; konuşacak bir şey mutlaka bulurlardı. Ama asıl bomba başkaydı.

​"Seher'in oğlu da yanındaymış kaza anında, çocuk mahvolmuş diyorlar. Elini bir an olsun bırakmamış Yağmur'un ambulans gelene kadar."

​"Hımm, Semiha abla, onlar arkadaş biliyorsun," dedi annem, komşunun ağzını kapatmak için sert bir hamle yaparak. "Bizim çocukların hepsi birlikte gezer. Mahallede bilmeyen yoktur. Böyleler" dedi annem ellerini birbirine kenetleyerek.

​İçimden bir of çektim. Milletin ağzına iki yıllık malzeme vermiştim resmen. Birde bu işin sonrası vardı, Semiha teyze gittikten sonra annem kesin beni sorguya çekecektir.

​"Hastaneden de hiç ayrılmamış diyorlar, o bankta sabahlara kadar beklemiş. Dostluğunuz..." dedi o da annem gibi ellerini birbirine kenetleyerek "...bayağı ileri herhalde Yağmur ?" diye sordu Dilek teyze, gözlerinin altından beni süzerek.

​"Hiç aram yoktur aslında, pek de tanımam, niye öyle yaptıysa, düşünceli çocuk zaar" dedim gıcıklığına.

​Annem gözlerini bana belerterek, "Espiri yapıyor Dilekciğim. Semiha abla bir bardak daha dolduralım mı ?" diye toparlamaya çalıştı.

"Böyleyiz" diyip bende herkes gibi ellerimi kenetledim.

​Zoraki bir tebessüm kondurdum yüzüme. Keşke sadece nazar olsaydı. Keşke sadece kemiklerim kırılsaydı da kalbimdeki o devasa enkazdan kurtulabilseydim. Ama her "geçmiş olsun" dediklerinde, Görkem'in o geceki iğrenir gibi bakışı geliyordu gözümün önüne. Beni o adamla aynı yatağa koyuşu, bana inanmayışı... Alçıdaki bacağımdan daha çok acıtıyordu canımı.

​Neyse ki akşam olup el ayak çekilince, içeri bizim kızlar doluştu. Öykü, Yakut ve Berrak etrafıma dizilmişlerdi. Uzun zamandır, Özlem'in gidişinden beri, ilk defa bu kadar içten bir toplanma olacaktı.

​"Sedef teyzeyle anlaştık, bu akşam film gecesi yapıyoruz," dedi Berrak.

​Annemler halamlara geçince ev tamamen bize kaldı. Zil çaldığında,

"Eyvah geçmiş olsuncular geldi kızlar, film iptal galiba" dedim, kızlar bir yandan gülerken öte yandan Kenan, Anıl, Marc, ve İlyas neşeyle içeri daldılar.

"Sedef teyzeye söylemek yok"

"Bu gece Urfalıyaz gurban ey" dedi Anıl büyük bir neşeyle içeri girerken.

Yinede SevdikBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin