Onun gidisinin ardindan günlerce, kendimi aptal gibi hissettim. Aptal gibi beni özlediği için geldiğini sanmış olmam, birşeyleri gerçekten konuşmak istediği ve toparlamak istediği için geldiğini sanmış olmam kadar saçma bir şey daha yaşamamıştım.
Ertesi günü okula gitmemiştim ama Eda apartman girişinde yerlere saçılmış güllerin fotoğrafını bana atmış altına da bir kolye paylaşmıştı, not olarak da "sana gelmiş olmalı, fotoğrafın var kolyenin taşında" demişti muhtemelen Görkem o öfkeyle inerken Derinin bıraktığı çiçekleri görmüş bir güzel dağıtıp öyle gitmiş olmalıydı.
Eda'ya verecek bir cevabım yoktu. O gece sabaha karşı yaşananları duyup duymadığını bilmiyordum ama tartışırken o kadar çok bağırmıştım ki, tüm apartmanı ayağa kaldırdığıma emindim. Kimse kapıma dayanmamıştı belki ama utancımdan iki gün boyunca dışarı adımımı dahi atamadım. Kendi evimde hapis kalmıştım.
Derin, o iki gün boyunca telefonumu mesaj yağmuruna tuttu. En sonunda, "Seni korkuttuğumun farkındayım, belli ki bu yüzden çıkmıyorsun," diyerek pes etmiş göründü. Amacının sadece özür dilemek ve veda etmek olduğunu yazmıştı. Ailesinin yanına döneceğini, bir süre buralarda olmayacağını söyleyerek beni gittiğine inandırmaya çalıştı. Ama içimdeki o huzursuzluk geçmiyordu.
Elindeki o fotoğrafı Görkem'e servis ettiğini öğrendiğimden beri beynime kan gitmiyor gibiydi. Ne kadar safmışım... Fotoğrafı bir şantaj malzemesi olarak kullanıp beni yanında tutmaya çalışacak sanıyordum. Meğer derdi canımı yakmakmış.
Bir yandan beni tehdit ederken, diğer yandan çoktan Görkem'e gönderip altına kim bilir ne yalanlar döşemişti.
Bu kadar yalanla yaşayan bir adamın "Gidiyorum" demesi ne kadar inandırıcı olabilirdi ki ?
Yine de hayat devam ediyordu. Ondan ne kadar korksam da bir noktada ayağa kalkmam gerekiyordu. Şanslıydım ki çok sağlam dostluklar kurmuştum. Yokluğum dikkatlerini çekmiş olacak ki dördüncü günün sabahında kapıma dayandılar.
"Ne oldu kızım sana? Rengin solmuş," dedi biri endişeyle.
"Üşüyorum biraz, hastalanıyorum galiba..."
"Bak, bunun için daha çok erken, buralarda bu mevsimde hasta olunmaz. Bunlar geçici soğuklar, yarın yine yaz gelir, hasta olduğunla kalırsın," diye ekledi diğeri.
"Sanki yanlış sipariş verdim de iptal etmeye ikna ediyorsunuz beni."
Hava durumunu bahane edip onları hasta olduğuma ikna etmiştim. Ama içimdeki korku sönmüyordu.
Ertesi sabahlar yine yalnız kalma korkusuyla Rüstem Amca'nın kızı Eda ile karşılaşıyormuş gibi yapmak için koridorda pusuya yatıyor, o çıkarken tam o anda kapıyı açıp karşılaşmışız gibi yapıyordum.
Neticede aynı okulda, hatta aynı bölümdeydik. Bir süre sonra çok iyi arkadaş da olmuştuk, aynı kafa yapısına sahip olduğumuz için anlaşmamız'da kolay olmuştu.
Derin'den ve yapabileceklerinden o kadar korkuyordum ki, tek başıma sokakta yürümek ölüm gibi geliyordu.
Ancak bu tedbirler bile onu durdurmaya yetmedi.
Bir süredir ortalıkta yoktu ama attığı o tekinsiz mesajlar, her gece uykularımı kabusa çevirmeye yetiyordu. Bir sabah yine Eda ile birlikte apartman kapısından çıktık.
Tam o an, ensemde bir ürperti hissettim. Varlığını daha görmeden sezmiştim.
"Paranoya yapıyorsun Yağmur, sakin ol," diye kendimi teskin etmeye çalıştım. Ama okula varıp sınıfa girdiğimde, yanıma oturan o gölgeyle dünyam başıma yıkıldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomanceÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
