BÖLÜM 1

24.7K 1K 245
                                        


Sonbaharın rengi, Elena'nın etrafında dans eden yapraklarla adeta bir tabloya dönüşmüştü. Oltakta oturmuş, bembeyaz koyunlara bakarken, elinde flütüyle hafifçe müzik çalıyordu. Gözleri kapalı, müziğin içine dalmıştı. Her notada bir dünya kayboluyor, huzurla içinden gelen melodilere kendini bırakıyordu. Havanın serinliği, sonbaharın o mistik havası ve flütün tatlı sesi ona tüm dünyanın geçici olduğunu hatırlatıyordu.

Birden yanından gelen bir sesle gözlerini hızla açtı. Birkaç adım ötede, bembeyaz tüyleriyle yavru bir kuzu, Elena'nın öğle yemeğini almış ve hızla uzaklaşmıştı.

"Hey! Dur o benim yemeğim!" diye bağırarak flütünü yere bıraktı. Yavaşça kalktı ve peşinden koşmaya başladı. "Hemen onu bana geri ver!"

Küçük kuzu, Elena'nın peşinden koşarken neşeyle etrafında zıp zıp zıplıyordu. Fakat Elena, yemeğini geri almak için kararlıydı. "O benim ekmeğim!" diyerek kuzuya daha da yaklaştı.

Kuzu, Elena'nın tam önüne geçtiğinde, sanki bir anda her şey durmuş gibiydi. Kuzu, bir ağacın dibine sıkışmıştı, arkada kocaman bir ağaç vardı ve önünde ise Elena, kollarını açarak yakalamaya hazır bekliyordu. "İşte yolun sonu, kuzucuk. Şimdi yemeğimi geri veriyorsun," dedi, sinsice gülümseyerek.

Elena bir hamleyle kuzuya doğru atıldı. Ancak, kuzu bir anda Elena'nın yanından hızla geçip gitmişti. Elena, ne olduğunu anlamadan yere doğru savruldu ve sonbahar yapraklarının arasına düştü. "Ah!" diye bağırarak gözlerini kocaman açtı. Şaşkınlıkla yerden kalkarken, kabarık turuncu saçları dağılmıştı. Sinirle saçlarını düzeltti, fakat bir yaprak hala saçında asılı duruyordu. Elena, yaprağa üfleyerek yere düşüşünü izlerken, bir kahkaha sesi duydu.

Kafasını kaldırdığında, bu kahkahanın babasından geldiğini fark etti. Babası, ona doğru gülerek yaklaşıyordu. "Evet, anlıyorum. O kuzucuk seni fena oyuna getirmiş, ha?"

Elena sinirli bir şekilde somurtarak, kollarını birbirine bağladı ve dudaklarını büzerek babasına cevap verdi: "O benim yemeğimdi ama!"

Babasının gülüşü daha da arttı. "Merak etme, senin için yenisini hazırladım," diyerek elindeki sepeti kaldırdı.

Elena babasının sözlerine sevindi ve hızla ona sarıldı. "Gerçekten mi, baba?" dedi, babasının gülümsemesine kayıtsız kalamayarak.

Babasının gülümsemesiyle birlikte, birlikte eski yerlerine doğru geçip oturdular. Çimlerin üzerine oturup öğle yemeklerini yemeye başladılar. Elena, çaldığı ekmeği hırsla yiyen kuzuyu bir süre dikkatle izledikten sonra sinsice fısıldadı: "Hiç öyle bakma, bu benim ekmeğim!"

Bir koyun Elena'nın sözlerini duydu ve tatlı bir şekilde meledi: "Meeee... meeeeee!"

Elena ekmeğini yavaşça ısırırken, babası bir süre gökyüzüne bakıp kaşlarını çattı. Havanın rengi değişmişti, ve bir garip tedirginlik hissetmişti. "Hava bugün soğuk, hadi gidelim, bu kadar yeter," dedi, eşyalarını toplamaya başladı.

Elena, babasının tedirginliğini hemen fark etti. Babasının normalde bu kadar acele etmediğini biliyordu. Bu yüzden, üzerine gitmeden sadece başını sallayarak sessizce hazırlanmaya başladı. Birlikte koyunları topladılar ve tepeden aşağı köyün yoluna doğru ilerlemeye başladılar.

🐉

Bir süre sonra, köye indiler. Yol boyunca, her adımda, etraftan gelen bakışlar daha belirgin hale gelmişti. Köylüler, başlarını çevirecek olsalar da, gözlerinde bir tuhaflık vardı. Neden mi? Çünkü köyde turuncu saçlı birini görmek neredeyse imkansızdı ve efsanelere göre turuncu saçlar, bir lanetin işareti sayılıyordu. "O kız lanetli!" diye fısıldayanları duymak artık Elena için alışılmadık bir şey değildi. Köyün kızları, güzelliği ve saflığı nedeniyle her zaman onu kıskanmış, onu sevmezlerdi.

EJDERHA KRALA TUTSAK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin