Elena, odanın içinde sabırsızlıkla bir oraya bir buraya yürüyordu. Her adımında içindeki endişe daha da büyüyor, elleri titreyerek eteğinin ucunu çekiştiriyordu. Gözleri sürekli kapıya ve ardından yatakta yatan Dare’ye kayıyordu. Lorin ise sessizce pencere kenarındaki sandalyeye oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Gözlerinde sessiz bir dua vardı; sessiz ama derin bir umut.
Kapı hafifçe aralandığında içeriye Anna girdi. Üzerindeki üniforması kan lekeleriyle kirlenmişti, ama yüzünde görevini tamamlamış birinin dinginliği vardı.
"Merak etmeyin... Durumları gayet iyi. Bir sorun yok." dedi Anna, gözleriyle Elena ve Lorin’i sakinleştirmeye çalışarak.
Bu cümle bir anda odadaki havayı değiştirdi. Elena gözyaşlarını tutamayıp Lorin’e döndü ve onun boynuna sarıldı. Lorin de şaşkın ama mutlu bir ifadeyle onu sımsıkı kucakladı.
"Teşekkür ederim, Anna." dedi Lorin, sarılmadan sonra Anna’ya dönerek. Sesi yumuşaktı ama içindeki minnet açıkça hissediliyordu.
Anna, sıcak bir tebessümle başını eğdi.
"Ne demek, bu benim görevim. Ama şimdi izninizle... Diğer yaralılarla ilgilenmem gerekiyor."
Elena da başını hafifçe eğerek içtenlikle konuştu.
"Tabii ki... Tekrar teşekkür ederiz, Anna."
Anna başıyla selam verip, yorgun ama gururlu adımlarla odadan çıktı. Ardından bir sessizlik oldu. Lorin usulca yatakta yatan Dare’ye yaklaştı. Yüzündeki endişe, yerini şefkate bırakmıştı. Eğilip Dare’nin ellerini tuttu; parmakları arasındaki sıcaklık, onun hâlâ hayatta olduğunu kanıtlayan en güçlü histi.
Elena ise hemen yan odada yatan Rose’u kontrol etmek üzere yerinden kalktı. Öne doğru eğilip nefesini dinlerken, arkasında bir gölge belirdi. Ares’ti bu. Sessizce Elena’nın yanına gelmiş, gözlerini Rose’un yüzüne dikmişti.
"İyiler mi?" diye sordu, sesi ciddi ve soğuktu ama içinde boğmaya çalıştığı bir endişe vardı.
Elena yavaşça arkasını döndü. Gözleri yaşlarla parlıyordu ve yüzünde kırgın bir ifade vardı. Ares’in gözlerinin içine baktı.
"İyiler tabii! Ama ne kadar umrunda ki!" dedi sesi hafif titreyerek.
Ares kaşlarını çattı. Sesindeki soğukluk, hafifçe yerini öfkeye bırakmıştı.
"Bana bak prenses..." dedi sertçe.
Ama sözünü tamamlayamadan Elena hızla konuştu:
"Asıl sen bana bak Ares! Onlar benim dostlarım! Ne olursa olsun onların yanında olacağım. Senin gibi gücüne güvenip insanları unutmayacağım!"
Ares bir anlık sessizliğe büründü. Dudakları aralandı ama hiçbir kelime dökülmedi. Elena, gözlerini ondan kaçırmadan bir adım geri çekildi. Ardından hızlıca arkasını dönüp gitmek üzere yürümeye başladı. Ama tam kapıya vardığında, bir anlığına durdu, tekrar arkasına döndü ve küçük bir çocuk gibi sinirle dil çıkardı.
"Bleeh!"
Ares’in gözleri bir anda açıldı. Şaşkınlık ve öfke arasında gidip gelen bir yüz ifadesiyle donup kaldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
