Elena’nın gözleri kocaman açılmıştı. Kalbi göğsüne sığmayacak kadar hızlı atıyordu. Birkaç saniye boyunca sadece Ares’e baktı, kelimeler boğazına düğümlenmişti. Şaşkınlık, hayranlık ve öfke birbirine karışmış bir halde, göz göze kilitlenmişlerdi. Ares’in gözlerinde yanan alev, Elena’nın içinde bir huzursuzluk yaratıyordu ama bir o kadar da merak...
"Ben... Ben senin tutsağın değilim!" diye çıkıştı Elena, derin bir nefes alarak kendini toparlayıp, ciddi ve sert bir yüz ifadesiyle.
Ares bir adım daha yaklaştı. Elena'nın narin boyuna rağmen ona yukarıdan bakan Ares, başını hafifçe eğdi ve çapkın bir gülümsemeyle konuştu.
"Benimle geliyorsun, prenses."
Elena'nın kaşları çatıldı. Kollarını göğsünde birbirine kavuşturdu, gözleri öfkeyle parlıyordu.
"Ben hiçbir yere gelmiyorum, Kral Ares."
Tam o anda Elena’nın babası Victor, atından indi. Yorgun ve endişeli bir ses tonuyla konuştu.
"Majesteleri, bizim artık gitmemiz gerekiyor."
Ares gözlerini Victor’a çevirdi, dudaklarının kenarında soğuk bir tebessüm vardı.
"Kusura bakma Victor... ama gidemezsiniz. En azından Elena gidemez."
"Ne demek gidemez!" diye patladı Elena, adeta haykırdı. "Senden izin istemiyorum!"
Ares, Elena'nın bu tepkisine sadece sinsice gülümseyerek karşılık verdi. Elena neye güldüğünü anlayamamıştı, bakışları karmaşık bir anlam ararcasına Ares’in gözlerinde gezinirken Ares yeniden Victor’a döndü.
"Merak etme Victor, askerlerim seninle ilgilenecek."
Son sözleriyle birlikte Ares, birden hamlesini yaptı. Kimse ne olduğunu anlayamadan, Ares hızla eğildi, Elena’yı bacaklarından kavrayıp sırtına aldı. Elena bir anda şoka uğradı, çığlık attı.
"Bırak beni! Ne yapıyorsun sen?!"
Ares kahkahasını bastıramadı.
"Sıkı tutun prenses."
Bir anda gövdesi değişmeye başladı. Kemikleri çıtırdadı, teni sertleşip siyaha dönerken vücudu büyüdü, kanatları açıldı ve birkaç saniye içinde Ares, heybetli bir ejderhaya dönüşmüştü. Elena, onun sırtına sarılmaktan başka çare bulamadı. Uçmaya başladıklarında yumruklarıyla Ares’in sert, siyah pullarını dövmeye başladı.
"Hemen yere indir beni, hemen!"
Ares zihninden konuştu, sesi alaycıydı.
"Sakin ol prenses. Farkındaysan minik ellerinle bir ejderhayı yumrukluyorsun."
Elena burnundan soluyarak iç çekti, sonra çaresizlikle kollarını birbirine sardı. Ares ani bir manevrayla ters uçarak Elena’yı dengesiz bıraktı. Elena istemsizce ona daha sıkı sarıldı. Ares’in istediği de tam olarak buydu.
Ejderha Ares’in içinde saklanan başka bir ruh daha vardı — Zarok. Onun sesi Ares’in zihnini doldurdu.
"O çok ateşli."
Ares, bu yoruma alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Hem de çok."
Zarok ukalaca devam etti.
"Hadi onu odamıza götürüp birlikte olalım."
Ares iç geçirerek söylendi.
"Yuh, çüş lan! Ne biçim ejderhasın sen, aklın fikrin yatmakta!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
