İhanet ve sadakatsizlik, şekil değiştirenler için yalnızca bir hata değil, affedilmez bir suçtu.
Toplumlarının temelini güven ve bağlılık oluştururdu. Her şekil değiştiren, kardeşlerine karşı sorumluluk taşırdı.
Kraldan bir şey saklamak suçtu. Şekil değiştirenler sırt sırta savaş verirlerdi.
Ancak içlerinden biri ihanet ettiğinde, bu bağlar sarsılırdı.
İhanet eden kişi, diğerlerine ders olsun diye ya idam edilir, ya da sürgün edilirdi.
Fakat gerçek şu ki, şekil değiştirenler için sürgün, idamdan daha ağır bir cezaydı.
Çünkü onlar yalnız kalmaya, tek başına yaşamaya dayanamazlardı.
Yurtsuz, evsiz ve ailesiz kalmak; onlar için ruhsal bir çöküştü.
Birliktelikleriyle tanınan bu varlıklar için yalnızlık, varoluşlarına ters düşerdi.
Ne kadar özgür ruhlu olsalar da, tek başlarına yaşayamazlardı.
Ancak… Loryn kanından gelmiyorlarsa.
Loryn soyundan gelen ejderhalar farklıydı.
Onlar yalnız doğar, yalnız yaşar, yalnız ölürlerdi.
Evsizlik, yalnızlık ve ailesizlik, onlar için bir seçim değil, bir kaderdi.
Ama Rose bu soyun parçası değildi.
O, bir şekil değiştiren olarak birlik ruhuyla büyümüş, kardeşliği iliklerine kadar hissetmişti.
Ve buna rağmen… büyük bir hata yapmıştı.
Kraldan bir şey saklamıştı.
Bu suç, halkın gözünde telafisi zor bir lekedir.
Çünkü sadakat, onların en kutsal değeridir.
Ve sadakati sorgulanan bir şekil değiştiren, artık halkın bir parçası sayılmazdı.
Ares için bu, kişisel değil; halkın düzenini koruma meselesiydi.
Karar verilmek üzereydi.
🐉
Ares’in kudretli sesi, taş duvarlara çarparak yankılandı. Sarayın dört bir yanındaki herkes, sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Bir kralın kükremesi, ejderha nefesi gibiydi – kaçılmaz, karşı konulmazdı.
Sarayın avlusu kısa sürede doldu. Askerler, danışmanlar ve hizmetkârlar, koca boşluğun etrafında toplanırken merkezde Ares ve Rose karşı karşıya duruyordu.
Ares’in gözleri öfkeyle kıvılcımlar saçıyordu. Yumruklarını sıkmış, bedeninden taşan hiddeti zor dizginliyordu. Rose ise sessizce karşısında duruyordu. Gözleri yerde, yüzünde pişmanlıkla karışık gururlu bir ifade vardı.
“SEN NE HAKLA BENDEN SAKLARSIN, HA?! NE HAKLA?!” diye kükredi Ares, sesi gök gürültüsü gibi yankılandı.
“PRENSESİN CANINA KASTEDİLMİŞ, VE SEN BUNU GİZLİYORSUN? BU, DİREKT İHANETTİR!”
Rose, başını yavaşça kaldırdı. Gözleri dolmuştu, ama titremiyordu.
“Majesteleri… Ares…” dedi zorla, sesi yutkunuyordu.
“Sizi korumaya çalıştım. Elena’yı da… Biliyordum tepkinizi. Ama bu benim hatam. Ceza neyse… hazırım.”
O an kalabalıkta bir kımıldanma oldu. Elena, gözleri dolu dolu Ares’e doğru yürüdü. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi ama dayanamadı.
“Kral Ares… Lütfen, o sadece korumak istedi…”
Cümlesini tamamlayamadan Ares, gözlerini hızla Elena’ya çevirdi ve haykırdı:
“SEN KARIŞMA PRENSES!!”
Elena korkuyla geri çekildi. Gözleri büyümüş, dudakları titriyordu.
“Ama…” demek istedi, ama sesi çıkmadı. Kalbinin sıkıştığını hissetti. İlk defa Ares ona böyle seslenmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasiDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
