BÖLÜM 11

11.7K 706 46
                                        


Lorin, soluk soluğa sarayın taş duvarları arasında koşuyordu. Nefesi daralıyor, kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu. İçini saran korku, soğuk ter olarak sırtından aşağı süzülüyordu. Her adımı yankılanıyor, çığlıkların ardı arkası kesilmiyordu. Bu sıradan bir huzursuzluk değildi. Havada bir şey vardı. Yanık tenli, titrek duvarlar bile Lorin'in endişesini yansıtıyor gibiydi. Karanlık giderek daha fazla yer kaplıyordu; sadece koridorlarda değil, yüreğinde de.

Bir köşeyi dönerken, Agra'yı gördü. Gri pelerinini savurarak telaşla koridordan çıkıyordu. Onun hemen yanında İrina vardı, her zamanki soğukkanlı duruşu yerle bir olmuştu. İkisi de olağanüstü bir gerginlik içindeydi.

"Bu çığlıklar da neyin nesi?!" diye sordu İrina, sesi keskin bir hançer gibi havayı kesti.

Lorin, neredeyse tökezleyerek yanlarına vardı. Gözleri panik doluydu. Nefes nefese konuştu:

"Neler oluyor?! Ne bu sesler?!"

Agra onlara döndü. Yüzü solgun, göz bebekleri titrek. Soğuk biri olarak bilinen Agra'nın alnından ter akıyordu. Bu... Lorin'in alışkın olduğu bir şey değildi.

"Bilmiyorum..." dedi Agra zor nefeslerle. "Daha... gölge ayın vaktine var... Güneş henüz tam batmadı..."

Ancak Agra bir an sendeledi. Dizleri titredi, bedeni ağırlaştı. Gözleri karardı. Lorin ve İrina hemen kollarından tutup düşmesini engelledi. Ama vücudu... soğuk olması gereken o beden şimdi alev gibiydi. Lorin'in avuçları yanıyordu.

"Agra! Neyin var?!" dedi İrina, sesi bu kez titriyordu.

Agra'nın dudakları kuruydu, sesi zor çıkıyordu. Konuşmak için tüm gücünü topladı.

"Be-ben... bilmiyorum... sanki biri bedenimi ısıtıyor... bu burası çok sıcak..."

İrina'nın gözleri büyüdü. Şimdi o da hissediyordu. Etraf... gittikçe ısınıyordu. Havanın içinde görünmeyen bir baskı, içlerine işleyen bir karanlık vardı. Lorin'le göz göze geldiklerinde artık tereddüt kalmamıştı. Bu sıradan bir enerji bozulması değildi. Bu, bir saldırının habercisiydi.

"Onu odasına götürmeliyiz!" dedi Lorin kararlı bir tonla.

İrina başını hızla salladı. Agra'nın bilinci gitmeden önce son gücüyle fısıldadığı söz, Lorin'in tüylerini diken diken etti:

"Biri... biri içime... sıcaklık salıyor... bu... bu benim gücüm değil..."

Agra'yı sürüklercesine odaya götürdüler. Yatağa yatırdıkları anda Lorin'in gözleri karardı. Bir çığlık duydu-dışarıdan. Sonra bir tane daha. Sonra onlarcası.

Kaşlarını çatıp camdan baktı. Gözleri bir anda kısılmıştı. Sarayın hemen dışında gölgeler kıpırdanıyordu. İrina hâlâ Agra'nın elini tutuyordu. Ellerindeki titremeyi saklamaya çalışıyordu ama Lorin fark etti. İrina, ilk defa birisi için gerçekten korkuyordu. Bencil ve gururlu prenses, şimdi bir kız kardeş olarak panikteydi.

Lorin, yavaşça elini onun omzuna koydu.

"Şehre gitmeliyiz. Hemen."

İrina bakışlarını Agra'dan ayıramadı. Ama sonra başını kaldırdı ve Lorin'in gözlerindeki kararlılığı gördü. Sadece başını eğdi ve birlikte dışarı fırladılar.

Kapıdan çıktıkları anda nefesleri kesildi.

Gökyüzü yanıyordu.

Alevler şehrin dört bir yanında kıvrılıyor, gölgeler sokakları yutuyordu. Kara dumanlar göğe yükseliyor, şekil değiştirenlerin haykırışları geceyi yırtıyordu. Lorin'in gözleri dehşetle açıldı. Yerde yaralılar vardı. Kimi kanlar içinde, kimi çaresizce ailesine sesleniyor.

EJDERHA KRALA TUTSAK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin