Ares, öfkeyle bulunduğu taht benzeri sandalyeden hızla ayağa kalktı. Kaslı çenesini sıkarak etrafındaki askerlere dönüp bağırdı:
"Kraliçeyi hemen saraya götürün!"
Sesi, antreman sahasında yankılandı. Emir, tartışmaya yer bırakmayacak kadar sertti.
Elena, duydukları karşısında irkildi. Gözleri endişeyle büyüdü. Derin bir nefes alarak kararlı adımlarla Ares'e yaklaştı.
"Hayır! Ben de geliyorum!"
Ares, Elena’nın kararlılığı karşısında bir an duraksadı. Gözlerini ona çevirirken yüzündeki öfke biraz olsun yumuşadı. Belli ki sabrı taşmıştı, ama ses tonunu düşürdü. İlk defa ona bağırmadan konuşuyordu.
"Lütfen kraliçem, sadece dediğimi yap… ve odana dön."
Bu sözler, Elena’nın kalbine beklenmedik bir sıcaklık getirdi. Ares’in ilk kez böyle yumuşak bir tonda konuşması onu şaşırtmıştı. Sertliğiyle tanınan Ares’in, içinde büyüyen bu incelikli yanını görmek hoşuna gitmişti. Ama şimdi zamanı değildi.
Elena dik durdu, gözleri kararlı ve kendinden emindi.
"Ama ben de geliyorum! Eğitim aldım, savaşmaya hazırım!"
Ares, iç çekerek gözlerini devirdi. Cevabı hafif alaycıydı ama altında bir tebessüm gizliydi.
"Evet… sadece iki saat antrenman yaptık, hatırlarsan kraliçem."
Elena tek kaşını kaldırarak, dudaklarına sinsice bir gülümseme yerleştirdi.
"Ama seni yaraladım. Öyle değil mi?"
Ares bu sözle hafifçe güldü. Ancak tam o anda, zihninin diğer ucundan gelen acil bir sesle yüzündeki ifade dondu. Gözleri tekrar sertleşti. Agra;
"Ares!"
"Hemen buraya gel! Elfler sınırlarımızı aştı!"
Ares başını sesin geldiği yöne çevirip bağırdı:
"Dare! Rapor ver!"
Dare, elflerin olduğu sınır bölgesinde gökyüzünden durumu izliyordu. Zihinsel bağları üzerinden Ares’e cevap verdi:
"Askerler hazır. Emrinizi bekliyoruz, efendim."
Ares başını hafifçe eğerek onayladı.
"Güzel… Geliyorum."
Sonra Elena’ya döndü. Bu kez gözlerinde savaşın gölgesiyle karışık bir sıcaklık vardı. Dudaklarında içten bir gülümseme belirdi.
"Geri döneceğim, kraliçem."
Bu sözlerle birlikte vücudu titremeye, şekli bozulmaya başladı. Üzerindeki zırh ve elbiseler paramparça olurken, kasları büyüdü, kemikleri şekil değiştirdi. Kükreyerek iki devasa kanadını açtı. Alevlerin yansıdığı gözleriyle bir ejderhaya dönüşmüştü. Gökyüzüne doğru yükseldiğinde, yer zangır zangır titredi.
Elena ise onu hayranlıkla izliyordu. Gözlerinde hem hayranlık hem de endişe vardı.
"Lütfen… dikkatli ol." diye fısıldadı.
Tam o anda Roza, zihinden konuştu.
"Ehh… fena değilmiş."
Elena konuşacak halde değildi. Kalbi sıkışıyordu. Ares güçlüydü, evet… ama şekil değiştirenlerin sayısı çok azdı. Lanetlendikleri geceden beri birbirlerini öldürmeleri, soylarını neredeyse tüketmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
